Pırlanta, Tektaş, Yüzük


Bulaşıcı Salgın Hastalıklar

Yazar yucin

Her türlü güncel ve genel bilgi destegi.com

Güneydoğu Asya’da 54 kişiyi öldüren kuş gribi virüsünün mutasyona uğrayarak daha bulaşıcı olabileceğini belirten uzmanlar uyardı: Yeni salgın, 7.5 milyon can alır
Hollandalı bilim adamları, Asya ülkelerinde görülen kuş gribi virüsünün yakın zamanda küresel boyutta bir salgın hastalığa dönüşebileceği uyarısında bulundu. Rotterdam’daki Erasmus Tıp Merkezi uzmanları, olası bir salgında en iyi ihtimalle 7.5 milyon kişinin hayatını kaybedebileceğini belirtti. H5N1 adı verilen virüsün, Güneydoğu Asya’da şu ana kadar 90 kişide belirlendiğini, bunlardan 54′ünün öldüğünü belirten uzmanlar, Vietnam’da bu yıl görülen vaka artışlarının, virüsün giderek kuvvetlendiğini gösterdiğini kaydetti. Uzmanlara göre virüs yakında mutasyona uğrayarak, daha da bulaşıcı hale gelebilir.
30 milyon kişiyi vurur.
Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri (WHO), olası bir salgında birkaç ay içerisinde 30 milyon kişinin virüsü kapacağını belirtirken, Hollandalı uzmanlar, dünya nüfusunun yüzde 20′sine yakın bir bölümünün hastalıktan etkileneceğini kaydetti. Son tahminler, ölü sayısının 7.5 milyonu geçebileceğini gösteriyor. Dünyada her 30 yılda bir bulaşıcı virüslerden kaynaklanan salgın hastalıklar görülüyor. 1918′deki İspanyol gribi salgınında dünya çapında 40 milyon kişinin öldüğü tahmin ediliyor.
Çinli uzmanlar aşı geliştirdi
Çinli bilim adamları, kuş gribi virüsünün kümes hayvanlarına, su kuşlarına, memeli hayvanlara ve insanlara geçmesini önleyen 2 aşı geliştirdi. Ulusal Kuş Gribi Referans Laboratuvarı Genel Müdürü Çen Hualan, aşıların devlet onayı aldığını ve Tarım Bakanlığı’nın da satış izni verdiğini söyledi. Çen, deneylerde aşıların yüzde 100′e yakın koruma sağladığının görüldüğünü vurguladı. Öte yandan kuş gribi vakalarını, 72 saat yerine sadece 10 saatte tespit eden 3 yeni teknik geliştirildi.

 
Güney Afrika’da yapılan bir araştırmaya göre, her üç kişiden birinin ölüm sebebi AIDS.
Güney Afrika Tıbbi Araştırmalar Konseyi’nin raporu, iki eyalette bu rakamın yüzde 40′ı bulduğunu gösteriyor.
Güney Afrika’nın ekonomik başkenti olarak görülen Gauteng’de ise AIDS’ten ölümlerin yüzde 32.5′i bulduğu belirtiliyor.
Araştırma 2000 yılı ölüm istatistiklerine bakılarak hazırlandı.
Araştırmacılardan biri, raporun tahminlere dayanarak hazırlandığını belirtiyor.
Zira, AIDS kaynaklı ölümlerin tümü kayıtlara alınmayabiliyor.
Güney Afrika hükümeti, rapor resmen yayımlanmadan önce bu konuda yorum yapmayı reddetti.
RApor, HIV / AIDS’in tüm eyaletlerde en çok görülen ölüm sebebi olduğunu ortaya koyuyor.
Raporda, HİV / AIDS’e bağlı ölüm oranlarının yüksek olmasının, duruma karşı acil önlem almanın gerekliliğine dikkat çekiliyor.
Baş araştırmacılardan Debbie Bradshaw, Güney Afrika Basın Birliği’ne yaptığı açıklamada, bazı belirsizlikler olduğunu, zira gerçek rakamlardan emin olamadıklarını söyledi.
Ancak Bradshwa’a göre, bu ulaşabildikleri en gerçekçi tahmin.
Güney Afrika’da beş milyon kişi HİV pozitif.
AIDS’e karşı faaliyet gösteren gruplar, hükümeti antiretroviral AIDS ilaçlarını dağıtmakta yetersiz kaldığı gerekçesiyle eleştiriyorlar.

 
Sıtma, dünyadaki tüm diğer hastalıklardan daha çok sayıda çocuğun hayatına mal oluyor.
Her gün 3 bin çocuk sıtma nedeniyle ölüyor ve çok daha fazlası felç oluyor ya da beyin rahatsızlığı geçiriyor. Ancak sıtmanın yayılmasını engellemek için alınabilecek basit önlemler var.
Sıtma taşıyan sinekleri barındıran evleri, okulları ve fabrikaları ilaçlamak çok etkili bir yöntem. Sineklerin girmesini önleyecek tül perdeler ardında uyumak da önlemlerden biri. Ancak bu gibi tedbirleri küresel ölçekte uygulamanın zor olduğu görüldü.
Sıtmayla mücadele eden bir sivil toplum örgütünden Profesör Awa Marie Coll-Seck, bir farklılık yaratılabilmesi için özel sektör ve hükümetin beraber çalışması gerektiğini söylüyor. Daha önce özel sektör ve devletin ortaklık yaptığı projelerde görev aldığını belirten Coll-Seck, bu gibi ortak çalışmaların iyi sonuç verdiğini ifade ediyor. Ancak sıtmayla mücadele için kullanılabilecek tek silah önlem almak değil. Çok etkili tedavi yöntemleri mevcut. Fakat bunlar nispeten pahalı ve dünya çapında çok fazla yaygın değiller.
Tüm bu sorunlara karşın, doktorlar sıtma vakalarının sayısının önemli oranda azaltılabileceğine inanıyor.
Sıtma, Afrika ülkelerine her yıl gayri safi milli hasılalarında 12 milyar ABD dolara mal oluyor ancak tüm kıtada sıtmayı kontrol altına alacak sistemin kurulması için harcanması gereken tutar sadece iki milyar dolar.

 
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), dünyada her yıl 10,6 milyon çocuğun, 5 yaşına ulaşamadan önlenebilir hastalıklardan yaşamını yitirdiğini bildirdi.
DSÖ’den yapılan açıklamaya göre, 2001 yılında dünyada çocuk ölümlerinin sayısı ile nedenine ilişkin başlatılan ve 2000-2003 yıllarını kapsayan araştırma sonucunda, çocuk ölümlerine belli başlı 6 etkenin neden olduğu saptandı.

The Lancet adlı tıp dergisinde de yayımlanan sonuçlarda, çocuk ölümlerini önlemede geçmiş yıllara oranla iyileşme sağlanırken, ”bugün Etiyopyalı bir çocuğun beş yaşına gelmeden ölüm oranının bir Batı Avrupalı çocuğa oranla 30 kez fazla olduğuna” dikkat çekiliyor.

DSÖ, dünyada her yıl 10,6 milyondan fazla çocuğun ölümüne yol açan önlenebilir 6 etkeni şöyle açıklıyor:

1- Zatürree: yüzde 19.
2- İshal: yüzde 18.
3- Sıtma: yüzde 8.
4- Kan enfeksiyonu veya yeni doğmuş bebeklerde zatürree: yüzde 10.
5- Erken doğum : yüzde 10.
6- Doğumda asfeksi (oksijensiz kalma): yüzde 8.

Sıralamada ilk dört sırada yer alan önlenebilir hastalıkların, çocukların 5 yaşından önce ölümlerinin yüzde 55′ine neden olduğunu vurgulayan DSÖ, yetersiz beslenmenin de 5 yaşından önceki çocuk ölümlerinin yüzde ‘ünün sorumlusu olduğuna işaret etti.

DSÖ, küresel çocuk ölümlerinde yüzde 42 ile Afrika’nın önde geldiğini, bunun yüzde 29 ile Güneydoğu Asya’nın izlediğini belirterek, tüm dünyadaki çocuk ölümlerinde Afrika’nın, sıtmada yüzde 94, AIDS’te yüzde 89, zatürreede yüzde 46, ishalde yüzde 40 ve kızamıkta da yüzde 5 ölüm oranına sahip olduğunu kaydetti.

 
Dünyada en fazla kanser vakasına Kuzey Amerika’da rastlanırken, kanserden ölümler en fazla Doğu Avrupa ve Doğu Afrika’da.
En büyük tehdit oluşturan kanser türünü 1985’ten bu yana akciğer kanseri oluşturuyor. Akciğer kanseri bugün en yaygın şekilde Kuzey Amerika ve başta Doğu Avrupa olmak üzere Avrupa’daki erkekler arasında bulunuyor.
Sağlık haberleri veren WebMD internet sitesinin haberine göre, kanser teşhisi konulması açısından en riskli bölgenin Kuzey Amerika olmasına rağmen, kanserden ölüm riskinin en yüksek olduğu kesimi Doğu Avrupa’daki erkekler ve Doğu Afrika ile Kuzey Avrupa’daki kadınlar oluşturuyor.
Sonuçları “CA: A Cancer Journal for Clinicians” isimli dergide yayımlanan bir araştırmaya göre, dünya çapında 10,2 milyon yeni kanser vakası teşhis edilirken, 2002 yılında 6,7 milyon insanın kanserden öldüğü kaydedildi.
EN BÜYÜK TEHDİT AKCİĞER KANSERİ
En büyük tehdit oluşturan kanser türünü ise 1985’ten bu yana akciğer kanserinin oluşturduğu belirtiliyor.
Kanserin gelişmekte olan ülkelerde de yaygın bir tehdit olduğunu ortaya koyan araştırmada, dünyadaki yeni kanser vakalarının yüzde 20’sinin (2,2 milyon) Çin’de bulunduğu, 1,6 milyon yeni kanser vakasının teşhis edildiği Kuzey Amerika’nın ise toplam vakaların yüzde 14,5’ini oluşturduğu kaydedildi.
Doğu Avrupa hariç, kansere yakalananların yaşama şansının gelişmiş ülkelerde daha yüksek olduğu belirtilirken, yeni kanser vakalarının yüzde 12,4’ünün (1,35 milyon) akciğer kanseri olduğu ve 2002 rakamlarına göre kanserden ölümlerin yüzde 17,6’sının (1,18 milyon) akciğer kanserinden kaynaklandığı kaydedildi.
Akciğer kanseri yüzünden 1980’den bu yana ölümlerin yaklaşık yarısının gelişmekte olan ülkelerde olduğuna dikkat çekilirken, daha önce bu tür ölümlerin yüzde 69’unun gelişmiş ülkelerde meydana geldiğine işaret edildi.
Akciğer kanserinin bugün en yaygın şekilde Kuzey Amerika ve başta Doğu Avrupa olmak üzere Avrupa’daki erkekler arasında bulunduğu ifade ediliyor.
ERKEKLER PROSTAT-AKCİĞER, KADINLAR GÖGÜS KANSERİ
Akciğer kanseri, tüm dünyadaki erkekler arasında en yaygın kanser türü olmasına rağmen, gelişmekte olan ülkelerdeki erkekler arasında prostat kanserinden sonra geliyor. Kadınlar arasında ise yüzde 23’lük oranıyla göğüs kanseri ilk sırada yer alıyor. En yüksek oranda göğüs kanserine rastlanan bölge de Kuzey Amerika.
Son yıllarda göğüs kanseri teşhisi konulan kadınlar arasında hayatta kalma oranlarının yükseldiği ifade edilirken, son beş yılda göğüs kanseri teşhisi konulmasına rağmen hayatta olan hasta sayısının 4,4 milyon olduğu, akciğer kanseri teşhisi konulmasına rağmen hayatta olanların sayısının ise 1,4 milyon olduğunun tahmin edildiği kaydedildi.

 
İngiltere hükümeti, büyük bir grip salgınını, terör saldırısından daha büyük bir tehdit olarak görüyor ve bu konuda geniş çaplı bir önlem hazırlığı yapıyor.
İngiliz Guardian gazetesi, hükümet yetkililerinin birçok ihtimali göz önünde tutarak planlar yaptığını, bu çerçevede karantina hizmetleri için hazırlık yapıldığını ve büyük kentlerin boşaltılması ihtimali üzerinde bile durulduğunu yazdı.

Gazete önlemlerin, Güneydoğu Asya’yı etkisi altına alan kuş gribine yakalanan 45 kişiden 32′sinin ölmesinin ardından alındığını belirti.

Gazetenin haberine göre, geçtiğimiz hafta Vietnam’da kuş gribinden ölen bir kişinin kardeşinde de aynı hastalığa rastlanmasıyla hastalığın insandan insana geçebileceği ihtimalinin ortaya çıkması, İngiltere hükümetini alarma geçirdi.

“Bu uykularımı kaçıran gerçek bir tehlike”

Bir hükümet yetkilisinin “bu gerçek bir tehlike, geceleri uykularımın kaçmasına yol açıyor” dediğini yazan gazete, özellikle Güneydoğu Asya kökenli virüslerin İngiliz yetkililerin kaygı kaynağı olduğunu kaydetti.

Gazete haberinde ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü’nün görüşlerine de yer verdi. Habere göre, DSÖ virüsün potansiyel bir tehdit oluşturduğunu belirterek, olası bir salgında milyonlarca insanın ölebileceğinin altını çiziyor.
Güney Asya havalimanlarında kurulacak kontrol noktalarında virüs taraması yapılacak

Salgın evrensel bir boyut alabilir

Guardian gazetesi, virüsün genlere zarar vererek, basit bir grip vakasını bile çok daha tehlikeli bir hale dönüştürebileceğine dikkat çeken sağlık örgütü yetkililerinin, salgının evrensel bir boyut almasından endişe ettiklerini de yazdı.

İngiliz hükümetinin, salgını önlemek amacıyla, Güney Asya havaalanlarında kontrol mekanizması kurmayı düşündüğünü de yazan Guardian, daha önce SARS salgını sırasında da hükümetin Çin hükümetiyle bu tür görüşmelerde bulunduğunu hatırlattı.

Ülkeye kontrolsüz girenler karantinaya alınacak

Planlanan bu kontrol mekanizmalarından geçmeden ülkeye girenlerin İngiltere’deki havaalanlarında kontrol edilip, gerekirse karantinaya alınabileceğini kaydeden Guardian, ”en kötü senaryoda, virüsün bulaştığı kentlerdeki sağlıklı kişilerin kentlerden uzaklaştırılması bile düşünülüyor” diye yazdı.

Gözler Çinli ve Güney Asyalı azınlıkta

Çinli ve Güney Asyalı azınlıkların büyük oranda yaşadıkları Liverpool, Manchester, Birmingham, Leeds, Glasgow ve Newcastle’ın büyük tehdit altında olduğunu belirten uzmanların, özellikle bu kentler için ‘acil boşaltma planları’ hazırlanmasını tavsiye ettikleri ifade edildi.

Tartışmanın, iki yıl önce Çin’de patlak veren ve 29 ülkede 8 bin 500 kişiyi etkileyen SARS salgının ardından ortaya çıktığını yazan gazete, bu durumun oldukça kritik olduğuna ve sınırların kontrol edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Olası bir salgın durumunda, şehrin tahliyesinde, terörist saldırıda uygulanacak bir tahliye planının izleneceğinin belirtildiği haberde, hükümetin gerekli önlem paketini hazırladığı belirtiliyor.

Gazete ayrıca, yaşanacak panik sırasında oluşacak trafiğe kadar çözüm üreten hükümetin, ölümler halinde ise, yüzlerce ölüyü barındıracak morglar sağlayacağını da yazdı.

Tarihteki büyük grip salgınları
•  Gelmiş geçmiş en ciddi salgın olarak kayıtlara geçen ve 1918-1919 yılları arasında Çin’de patlak veren İspanyol gribi, sadece İngiltere’de 280 bin, dünyada ise 40 milyon kişinin ölümüne yol açtı.
•  1957′de Rusya’da ortaya çıktığı tahmin edilen Asya gribi, 1918 yılındaki salgından daha düşük bir ölüm oranına sahip olmasına rağmen, dünya nüfusunun yüzde 10 ile yüzde 35′ini etkiledi.
•  1968′de ilk olarak Hong Kong’da belirlenen diğer büyük salgın ise, dünya çapında yaklaşık 700 bin kişiyi öldürdü.

 

Düşük doğum oranı ve AIDS yüzünden artan ölümler, dünya nüfusunun artış oranını yavaşlatıyor.
Dünya nüfus artış hızında önemli bir düşüş yaşandığını belirten ABD Nüfus Sayımı Bürosu (Census Bureau-CB), 2002’de % 1.2 olan yıllık nüfus artış oranının, 2050’de % 0.42’ye düşeceğini belirtti. Büro bu değişime iki faktörün neden olabileceğini düşünüyor: Gelişmekte olan ülkelerdeki doğum oranı düşüşü ve öldürücü AIDS salgını.
ABD Nüfus Sayımı Bürosu, azalan doğum oranı ve AIDS’ten kaynaklanan ölümlerin dünya nüfusunun artış hızını yavaşlattığını belirtti.
Büro tarafından yayınlanan raporda; 2002 yılında 6.2 milyar olan dünya nüfusunun yüzde 50 artarak 2050’de 9.1 milyara çıkacağının tahmin edildiği bildirildi. Bununla birlikte, dünya nüfus artış hızında önemli bir düşüş yaşandığını belirten büro, dünya nüfusunun 2001’den 2002’ye, % 1.2 yani 74 milyon arttığını belirtti. Nüfus artışındaki yavaşlamanın devamı durumunda 2050’de bu oran % 0.42’ye düşecek. Bu oran 1963 ile 1964 arasındaki % 2.2’nin oldukça gerisinde kalıyor.
Nüfus artış hızının geçen 10 yıla oranla düştüğünü vurgulayan büro, dünya genelindeki büyüme hızının da aynı döneme oranla düşüş gösterdiğini kaydetti.
Genel olarak, gösterimler, Birleşmiş Milletler’in ve bağımsız araştırmacıların yaptığı çalışmaların sonuçlarının benzer tahminler içerdiğini gösteriyor. 1998’de yapılan tahmine göre, dünya nüfusunun 2050’de 9.3 milyardan biraz daha az olacağı düşünülüyordu. Nüfus Sayımı Bürosu çalışanları, bu nüfus değişimine iki faktörün etkili olabileceğini düşünüyor: Gelişmekte olan ülkelerdeki doğum oranı ve AIDS salgını.
DOĞUM ORANI
Nüfus konusunda araştırmalar yayınlayan Population Reference Bureau’da (PRB) görevli Carl Haub, genellikle ABD’de ve Avrupa’da kadınların daha az çocuk sahibi olmayı tercih ettiğini, öte yandan Hindistan, Afrika’nın bir kısmı ve diğer bazı gelişmekte olan ülkelerde ise doğum oranının hala yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Bu ülkelerdeki insanların doğum kontrol yöntemleri ve aile planlaması konusunda bilgilendirilmeye başlandığını söyleyen Haub, buna örnek olarak nüfusunun % 50 artması ve 2050’de 1.6 milyar olması beklenen Hindistan’ın, dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’i geçmesini gösteriyor.
Büroya göre; gelişmekte olan ülkelerde yaşayan en az 100 milyon kadın gebeliği ile ilgili söz sahibi olmak isterken doğum kontrol yöntemi kullanmıyor. Haub, Hindistan ve Afrika’da aile planlaması eğitiminin çok zor olduğunu çünkü ulaşılması güç olan bir sürü küçük köyün olduğunu ifade ediyor. 1990 yılı verilerine göre, kadınların hayatları boyunca ortalama 3.3 doğum yaptığını hatırlatan büro, 2002’de bu rakamın 2.6’ya düştüğünü belirtiyor. Büro, gösterimlerden yola çıkarak, 2050’de kadın başına doğum yapma sayısının 2’ye düşeceğini tahmin ediyor.
AIDS
Bu arada, AIDS, 20 yıl önceki salgından bu yana 20 milyon insanın ölümüne neden oldu. Bu sayının iki misli kadar insan da AIDS’den sorumlu olan HIV virüsü ile enfekte yaşıyor. Büro, tıpdaki tüm ilerlemelere rağmen HIV’li kişilerin çoğunun 10 yıl içinde ölümünün beklendiğini hatırlatıyor. AIDS büyük etkisini gelişmekte olan Asya, Latin Amerika ve özellikle Afrika Sahra’sının alt kısmındaki ülkelerde gösteriyor. Bostvana ve Güney Afrika arasındaki ülkelerde, AIDS’den kaynaklanan ölümlerden dolayı nüfusun azaldığı görülüyor.
Nüfus bürosu raporunda, Tayland, Senegal ve Uganda gibi AIDS görülen ülkelerde, AIDS eğitim programlarının başarılı bir şekilde geliştirilip yaygınlaştırılması ile bu sürecin tersine çevrilebileceğini vurguluyor.
Öte yandan dünya genelinde yaşlı nüfusun oranının genç nüfusa göre önemli artış göstereceğinin de belirtildiği raporda, 2002’de % 7 olan 65 yaş ve üstü nüfusunun, 2050’de neredeyse % 17’lere varacağı tahmin ediliyor.
Ayrıca raporda, Afrika’da ise hayat standardının daha da düşmesinin beklendiği ve ortalama ömür süresinin 30 yıla kadar düşeceğinin altı çiziliyor.

 Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) salgın uyarısı yaptığı gizemli zatürree tipi SARS sendromundan ölenlerin sayısı 9’a yükselirken, hastalığa yakalananların sayısı 100’ü aştı.
Merkezi Cenevre’de bulunan WHO’nun sözcüsü, Şubat ayında ilk kez Çin’de saptanan, zatürree özelliği gösteren, ancak kökeni henüz anlaşılamayan Akut Solunum Yetersizliği (SARS) adlı hastalıktan şu ana kadar 2’si Hong Kong’dan Kanada’ya gelenler olmak üzere dünya genelinde 9 kişinin öldüğünü açıkladı.
BM Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Gro Harlem Brundtland, yayınladığı yazılı açıklamada, “Bu sendrom, SARS, şu anda yaygın bir sağlık tehdididir” dedi.
Grip sendromu göstererek başlayan ve hızla zatürreeye çeviren SARS’a baş ağrısı, iştahsızlık, sersemlik ve ishal gibi rahatsızlıkların eşlik edebildiği belirtiliyor. WHO, hastalığın seyahatlerle yayıldığına inanıyor. Hong Kong ve Vietnam’da çoğu sağlık görevlisi olmak üzere onlarca kişinin bu hastalığa yakalandığı, hastalığın Singapur ve Tayland’da da hızla yayıldığı belirtiliyor. Yetkililer, Hong Kong ve Tayland’da bugün 6 yeni vaka daha saptandığını, Endonezya’dan da benzer haberler geldiğini açıkladı.
ABD’de ise henüz SARS sendromuna rastlanmazsa da, Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC), konuyla ilgili bir birim oluşturdu, New York’ta da sağlık yetkilileri alarma geçti.
Çin’in güneyinde Şubat ayında 305 kişiye zatürree teşhisi konulduğu, bu kişilerden 5’inin öldüğü belirtilirken, yetkililer bu vakaların SARS sendromuyla bağlantısı olduğunu düşünmüyor.
FRANKFURT HAVAALANINDA KARANTİNAYA ALINAN YOLCULAR EVLERİNE DÖNÜYOR
Almanya’nın Frankfurt havaalanında gizemli zatürree hastalığından dolayısı ile karantinaya alınan Singapur Havayolları uçağının yolcularına, evlerine dönmeleri izni verildi. Frankfurt Sağlık Dairesi yöneticisi Sonja Sark, yolcuların büyük ölçüde anlayışlı davrandıklarını ve kendilerine sorun çıkarmadıklarını söyledi.
Singapur-New York seferini yapan uçaktaki 155 yolcu, nedeni ve nasıl yayıldığı henüz anlaşılamayan Akut Solunum Yetersizliği (SARS) adlı hastalığa yakalanan Singapurlu bir doktorun aralarında bulunması nedeniyle karantinaya alınmıştı.
Frankfurt Üniversitesi Kliniği tarafından yapılan açıklamada, söz konusu hastalığı tedavi etmeye çalışan 32 yaşındaki Singapurlu doktor ile 30 yaşındaki hamile eşi ve doktorun kayınvalidesinin de hastanede yoğun bakım altında tutuldukları bildirildi.

Bu yazı toplamda 2829, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

CommentYorum