Pırlanta, Tektaş, Yüzük


Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed in Eşleri

Yazar yucin

Her türlü güncel ve genel bilgi destegi.com

1)Hazret-i Ayşe-i Sıddıyka (r.a.)
2)Hazret-i Cuveyriye bint-i Haris
3)Hazret-i Hafsa (r.a)
4)Hazret-i Hatice-yi Kübra (r.a)
5)Hazret-i Meymune Bint-i Haris
6)Hazret-i Safiye bint-i Hayy (r.a)
7)Hazret-i Sûde Bint-i Zem’a (r.a)
8)Hazret-i Ümmü Habibe
9)Hazret-i Ümmü Seleme (r.a)
10)Hazret-i Zeyneb bint-i Cahş r.a.
11)Hazret-i Zeyneb bint-i Huzeyme

1)Hazret-i Ayşe-i Sıddıyka (r.a.)

Müminlerin annesi…
Hz.Ebubekir (r.a.)’ın kızı. 612 yılında Mekke’de doğdu Annesi Ümmü Ruman binti Amir Ibn Umeyr’dir. Çok küçük yaşta müslüman olmuştur. Künyesi Ümm-i Abdullah dır. Resulullah ona “Hümeyra” lakabını vermiş;

“Dininizin yarısını bu Hümeyra’dan alınız” buyurmuşlardır.

Nikahı

Resulullah, ilk zevceleri Hatcetü’l Kübra hayatta iken başka bir kadınla evlenmemişti. Ölümünden sonra bir müddet daha evlenmedi. Osman İbn Maz’un hanımı Hz. Hule binti Hakim, Resulullah’a gelerek evlenme konusunu dile getirdi. Resulullah kiminle evleneyim diye sorduğu zaman, Hule:
-Kız da vardır dul kadın da vardır, hangisinmi istersiniz? Dul kadın Sude bint-i Zema, kız ise Ebubekir’in kızı Ayşe. Emr ederseniz ben gidip bir ağız yoklayayım.

Hule Zatı Risaletpenahilerinin gönlünün isteğini öğrendikten sonra Hz.ebubekir’in evine geldi ve meseleyi kendisine anlattı. O zaman Hz.Ebubekir (r.a.) Resulullah ile din kardeşi olarak sözleşmişti. Cahiliye devrinde söz kardeşlerinin çocukları arasında nikah caiz değildi. Bu yüzden Hz.Hule’nin sözüne Hz.Ebubekir (r.a.) hayretle:
-Resulullah benim söz kardeşimdir, bu nasıl olur? der.
Hule meseleyi Resulullah’a aktardığında Allah Resulü buyururlar:
-Ebu Bekir benim din kardeşimdir, bu şekilde kardeşler arasında nikah caizdir.

Hz.Ayşe’nin Resulullah’a nikahlanması 620 yılında oldu. Nikahın kıyılmasından iki yıl geçtikten sonra zifaf olmuştur.

Nikahını Hz.Ayşe anlatıyor:
“Ben nikah olacağım zaman çocuklarla oynuyordum. Annem benim evden dışarı çıkmama bir şey demezdi. o zamana kadar benim nikahdan haberim yokdu.”

Hicret ve Resulullah’ın Evine Gidişleri

Resulullah Medineyi Münevvereye vardıktan sonra Zeyd İbni Harise ve kölesi Ebu Rafi’i ile aile efradını getirtmek için görevlendirdi. Bunlara iki deve ve ihtiyaçlarını tedarik etmek için 500 dirhemde para verdiler. Bir hayli sıkıntıdan sonra Hz.Ayşe (r.a.) annesi ve kızkardeşleriyle birlikte Medine’ye vardı ve Benu Haris mahallesinde kendi akrabalarının ve yakınlarının yanına yerleşti.

Medine havası muhacirlere yaramamış, bir çoğu hastalanmıştı. Hz.Ebubekir (r.a.) de ağır hastalanmış ve ona Hz.Ayşe bakmıştı. İyileşmesinin ardından Ayşe rahatsızlanmış ve yatağa düşmüş, hastalığının şiddetinden saçlarının tamamı dökülmüştü. Bir müddet sonra bu hastalıklar atlatılmıştı. Hz.Ebubekir Resulullah’a haber göndererek “Ayşe’yi niçin eve almadığını” sorar. Resulullah “Mehriyeyi ödemek için paraları olmadığını” bildirirler. Bunun üzerine Hz.Ebubekir ödünç olarak 500 dirhem ona verir. Zatı Saadetleri de bu parayı Hz.Ayşe’ye gönderir.

Bu şekilde Hz.Ayşe (r.a.) koca evine gitme hazırlığı başlar. 623 yılında Şevval ayında Resulullah’ın evine gelir.

Hz.Aişe, Medine’de Peygamberimizin muharebelerine katıldı ve diğer sahabe hanımları gibi harpte yaralıların tedavisiyle bizzat uğraştı. Uhud gazasında sırtında su ve yiyecek taşıyıp yardım için Peygamber Efendimizin herp yanında kalmıştı. Hatta, peygamberimizin Uhud’da müşrüiklerin taşlarıyla yaralanan mübarek yüzlerine, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını sağlamıştı. Hz.Aişe bir ara Uhud’da kılıçla cepheye gitmek istemişse de, Resulullah buna müsaade etmemiştir.

İftira

Hz. Aişe (r.a) anlatıyor:

Resulullah (s.a.v) sefere çıkmak istediği zaman, kadınları arasında kura çeker, hangisinin ismi çıkarsa onunla giderdi. Benî Mustalik gazasından önce yaptığı gazada da aramızda kura çekti, benim ismim çıktı, bundan dolayı Resulullah ile beraber çıktım ve bu, hicab (örtünme) âyetinin indirilmesinden sonra idi. Onun için bir hevdece (deve üzerine konulan kapalı taşıyıcıya) konuldum, dönüşte Resulullah Medine’ye yaklaşınca bir yerde konakladı, sonra da yola çıkmaya nida ettirdi. Yola çıkmaya seslendikleri sırada ben kalktım ve yürüyüp ordugahı geçtim, tuvalete gittim, yerime dönerken göğsümü yokladım, ne göreyim Zafâr boncuklarından bir dizim vardı, kopmuş düşmüş, bunun üzerine döndüm, kaybolan dizimi aradım, bunu aramak beni alıkoydu.

Benim yol nakliyemi yapmakta olan grup varmışlar, hevdeci yüklenmişler ve beni içinde zannetmişler. Çünkü hafif idim, henüz küçük yaşta bir taze idim; beni hevdecte sanmışlar, deveyi çekmişler gitmişler. Döndüğüm zaman orada kimseyi bulamadım, bundan dolayı belki beni aramak için dönerler dedim, oturdum. Derken uyumuşum, Safvân b. Muattal ordunun arkasına kalır, insanların eşyalarını araştırır, bir şey kalmış ise kaybolmaması için diğer konak yerine götürürdü, beni görünce tanımış “Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz” (Bakara, 2/156) demesiyle uyandım, hemen feracemle yüzümü örttüm, devesinden indi, ben bininceye kadar çekildi, bindim. Sonra deveyi çekti, yürüdü, öğle sıcağında orduya yetiştik; inmişler, bağrışıyorlardı. İndikleri zaman beni bulamadıklarından insanlar çalkalanmış, o sırada imiş ben üzerlerine varıverdim, artık herkes beni konuşmuş. Beni lakırdıya almış, helak olan helak olmuş.

Resulullah Medine’ye ayak bastı ve bana bir ağrı, sızı meydana geldi. Fakat rahatsız olduğum zamanlar Peygamber (s.a.v) den tanıyageldiğim alaka ve lütfu bu defa görmedim, ancak yanıma giriyor, “nasıl o?” diyordu. Bu beni işkillendirdi, henüz söylenen sözlerden haberim yoktu, nihayet nekahet dönemine geldim. Bir gece Mıstah’ın annesi ile hacetimiz için dışarı çıktım, işimiz biter bitmez yine Mıstah’ın annesi ile odama doğru döndük. Derken Mıstah’ın annesi mırtı, yani yün çarşafı içinde sürçtü dedi. Ben buna itiraz ettim. “Bedir’de bulunmuş bir zata sövüyor musun?” dedim, “Haberin yok mu” dedi, “ne var” dedim. “Ben dedi, şehadet ederim ki, sen hakikaten “Habersiz mümin hanımlar” dansın . Sonra ifk’çilerin dediklerini anlattı. Derhal hastalık üstüne hastalığım arttı, hemen ağlayarak döndüm.

Sonra Resulullah girdi ve “nasıl o?” dedi. “Bana izin ver ,ana babamın yanına gideyim” dedim. İzin verdi, ben de anama babama gittim. Anneme: “Ey anne, dedim, insanlar neler söylüyorlar?” “Kızcağızım! dedi, kendini üzme, vallahi bir erkeğin yanında sevgili parlak bir kadın olsun ve ortakları bulunsun da aleyhinde çok laf etmesinler, pek azdır. Daha dedi, bu ana kadar söylenilen sana malum olmadı mı?” Ben ağlamaya başladım ve bütün gece sabahı ettim, yine ağlıyordum. Ağlarken babam yanıma geldi, anneme, “bu niye ağlıyor” dedi. “Bu ana kadar söylenilenden bilgisi yokmuş” dedi. Babam da ağladı. “sus kızım” dedi. O gün durdum, göz yaşım dinmiyordu, ana babama ağlamak ciğerimi parçalayacak gibi geliyordu. İkisi de yanımda oturmuş, ben ağlıyorken Resulullah (s.a.v) üzerimize geliverdi, selam verdi, sonra oturdu. Hakkımda söylenilen söylenileliden beri yanımda oturmamıştı ve bir ay olmuş Allah Teâlâ ona benim bu işimle ilgili vahiy indirmemişti.

Sonra dedi ki: “Ey Aişe! Hal önemli, senden bana şöyle şöyle söz yetişti, şimde sen bu durumdan temiz ve beri isen Allah, muhakkak seni aklayacak ve eğer bir günaha düştünse Allah’a istiğfar ile tevbe et. Çünkü kul tevbe edince Allah Teâlâ tevbeyi kabul eder.” Ne zaman ki Peygamber (s.a.v) konuşmasını bitirdi, göz yaşlarım boşandı, sonra babama “Tarafımdan Resulullah’a cevap ver” dedim. “Vallahi ne diyeceğimi bilmiyorum.” dedi. Bunun üzerine anneme, dedim, “Tarafımdan Resulullah’a cevap ver.” O da “Vallahi ne diyeyim, bilmiyorum, dedi. Ben henüz küçük yaşta bir taze idim, Kur’ân’dan çok okuyamazdım. Yani çok delil getirebilecek halde değildim. Dedim ki: “Vallahi ben anladım. Siz bunu işitmişsiniz, hatta gönüllerinizde yer etmiş, inanmışsınız. Şimdi ben size beriyim desem inanmayacaksınız ve eğer benim muhakkak tertemiz olduğumu Allah bilip dururken size kötü bir itirafta bulunsam hemen tasdik edeceksiniz .Vallahi benimle size başka bir mesel bulamıyorum, ancak Yusuf’un babası o salih kulun ki ismini zikretmemiştim dediği gibi “Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin anlattığınıza göre, yardımına sığınılacak ancak Allah’tır” (Yusuf, 12/18) dedim, sonra dönüp yatağıma yattım.

O halde ben vallahi biliyordum ki, Allah Teâlâ muhakkak beni temize çıkarır. Fakat vallahi, hakkımda vahy-i metlüvu (Kur’ân âyet) indireceğini zannetmiyordum. Benim işim nefsime göre, Allah Teâlâ’nın öyle okunup tilâvet olunacak bir emir ile tekellüm buyuracağı dereceden çok hakir idi. Ve fakat umuyordum ki, Resulullah uykuda bir rüya görür de Allah, beni onunla temize çıkarır. Allah bilir ya, Resulullah yerinden kalkmamıştı, ehl-i beyit’ten kimse de dışarı çıkmamıştı. Allah Teâlâ, Peygamberine vahyi indiriverdi, ona vahyedilirken olagelen hal hemen geliverdi ki, kış günüde bile vahyin ağırlığından dolu danesi gibi ter dökülürdü. Bunun üzerine, bir örtü örtüldü ve başının altına bir yastık konuldu. Vallahi ben telaş etmedim, aldırmadım, çünkü beraatimi, suçsuzluğumu biliyordum. Fakat Resulullah açılıncaya kadar, insanların dediklerine hak verecek bir vahiy gelivermek korkusundan, anamın babamın canları çıkacak zannettim.

Ne zaman ki Resulullah açıldı, gülüyordu, ilk söylediği kelime şu oldu: “Müjde ey Aişe! Rahat ol, vallahi Allah, seni kat’î olarak akladı” dedi. “Hamd, Allah’a; ne sana, ne de ashabına” dedim. Annem, dedi “Kalk ona!” Ben, “Vallahi ne ona kalkarım, ne de beraetimi indiren Allah’dan başkasına hamd ederim” dedim. Burada Allah Teâlâ den itibaren on âyet indirmişti. Bunun üzerine Ebu Bekir “Vallahi bundan sonra artık Mıstah’a infak etmem” dedi. Çünkü ona yakınlığı ve fakirliği sebebiyle nafaka veriyordu. Bu sebeple de Allah Teâlâ şu âyeti indirdi. “İçinizden faziletli olanlar (yakınlara…) vermemeye yemin etmesinler. Allah’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız?” (Nur, 24/22) , Bunun üzerine Ebu Bekir de “Evet, vallahi, Allah’ın beni mağfiret etmesini severim” dedi Mıstah’a yine nafakası verilmeye devam edildi. Netice olarak özrüm nazil olunca Resulullah kalktı minbere çıktı, bunları anlattı ve Kur’ân’ı okudu ve minberden indiği vakitte Abdullah b. Ubeyy’e, Mıstah’a, Hamne’ye ve Hassan’a had cezası vurdu.

Resulullah’ın Vefatı

Peygamberimiz (s.a.s) 632 senesinde hastalandı. bu hastalığı onüç gün sürdü. Bu sürenin beş günlük bölümünü diğer hanımlarının yanında sekiz günlük bölümünü ise Hz.Aişe validemizin evinde geçirdi. Haziran ayının beşinde pazartesi günü öğleden önce, mübarek başı, Hz.Aişe validemizin göğsüne yaslanmış olarak vefat etti. Resulullah’ın vefatınmdan sonra Ashab-ı Kiram, Hz.Aişe vaidemize “müminlerin annesi” adını vererek, ona büyük hürmet göstermişlerdir.

Resul-i Ekrem (s.a.s) in Hz.Ayşe’ye muhabbeti fazla idi. Resulullah buyurdu:
“Hak Teala ile benim aramda bulunan meselede -kadınlar arasında eşitliği gözetmek hususunda- imkanı olduğu nisbette dikkat edip adaletten ayrılmadım. Fakat Ayşeye karşı sevgimin fazla olmasına mani olmak kudret ve imkanım dahilinde değildir. Hak Teala bunun için beni afv eylesin.

Son Kırk Yılı

Resulullah’ın vefatından sonra kırk yıla yakın bir müddet daha yaşamış ve pek çok hadis rivayet etmiştir. Hz. Âişe’nin bu son kırk yıllık hayatındaki en önemli olay; Cemel Vak’ası’dır. Hz. Osman’ın karışıklık çıkaran entrikacı asiler tarafından şehid edilmesinden sonra halîfe olan Hz. Ali, katilleri bulmak ve kısas yapmak hususunda günün şartları gereği olarak sabırla hareket etmeyi uygun bulmuştu. Bu yumuşak davranıştan yüz bulan asiler taşkınlıklarını artırarak fenalıklarına devam ettiler.

Durum böyle endişe verici bir hâl alınca Ashâb-ı Kiram’ın büyüklerinden bir kısmı (Talha, Zübeyr…) Mekke’ye giderek o sırada hac için orada bulunan Hz. Âişe’yi ziyaret edip, olaylara el koymasını ve kendilerine yardımcı olmasını istediler. Hz. Âişe de; acele etmemelerini, sabırla bir köşeye çekilip Hz. Ali’ye yardımcı olmalarını tavsiye etti. Ashâb-ı Kirâm’ın büyükleri de Hz. Âişe’nin tavsiyesine uyarak, askerleriyle Irak ve Basra’ya gitmeyi uygun gördüler. Hz. Âişe’ye de: “Ortalık düzelinceye ve halifeye kavuşuncaya kadar bizimle beraber bulun, bize destek ol, çünkü sen müslümanların annesi ve Resulullah’ın muhterem zevcesisin, herkes seni sayar dediler. Hz. Âişe de, müslümanların rahat etmesi ve Ashâb-ı Kirâm’ın korunması için onlarla birlikte Basra’ya hareket etti.

Bu gidişi asiler, Hz. Ali’ye başka türlü anlattılar. Bu arada Hz. Ali’yi de zorlayarak Basra’ya gitmesini sağladılar. Hz. Ali de Basra’ya gelince Hz. Âişe’ye bir haberci yollayarak, olaylar ve yolculuğu hakkındaki düşüncelerini sordu. Hz. Âişe, fitneyi önlemek ve sulhu sağlamak için Basra’ya geldiğini; öncelikle katillerin yakalanmasını istediklerini halife Hz. Ali’ye bildirdi. Bu görüşü Hz. Ali de uygun bularak sevindi. Memnun olan her iki taraf üç gün sonra birleşmeyi kararlaştırdılar.

Bu barış haberini ve memnunluğu işiten münafıklar birleşmeye engel olmak için, gece karanlık basınca, her iki tarafa da ayrı ayrı askerlerle saldırdılar. Taraflara da: “Bakın, karşınızdakiler sözünde durmadı” deyip bu gece baskını ile ortalığı karıştırdılar. Karanlıkta neye uğradıklarını bilemeyen müslümanlar harb etmeye başladılar. Her iki taraf da karşısındakini suçluyordu. İşte bu iki müslüman grup arasında meydana gelen çatışmaya Cemel vak’ası denir.

Bu vak’ada Hz. Aişe’nin ictihadı Hz. Ali’nin ictihadına uymamıştı. Buna rağmen galib olan Hz. Ali, müminlere anneliği Kur’an-ı Kerim ayeti ile sabit olan Hz. Aişe’ye ikram ve izzette bulundu. “Ali’yi sevmek imandandır.” hadisini haber veren Hz. Âişe de Hz. Ali’yi çok severdi. Daha sonra Hz. Ali’nin şehâdetine üzüldü ve çok ağladı. Çünkü, sahâbiler birbirlerini çok severlerdi.

Hayatının son devrelerini müctehid olarak bilhassa kadınlara mahsus hallere dair fıkhî hükümlerde fetvalar vererek geçirdi. 676 yılında Medine-i Münevvere’de vefat etti. Cenazesini Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kıldırdı. Vasiyyeti üzerine Medine’de el-Bakî’ kabristanına defnedildi.

Giyimleri

Kırmızı gömlek ve siyah örtü giymekle beraber, turuncu elbiseyi tercih ederdi. Ehrama girerken altın yüzük taktığı sarı elbise giymiş olduğu görünmüştür. Arada sırada ipek de giyerdi. Çok kanaatkar olduğu için yalnız bir çift ayakkabısı vardı, bunu temizler temizler giyerdi.
Bir fistanı vardı, kıymet itibarı ile 5 dirhem ederdi, fakat bu fistan zamanında o kadar kıymetli idi ki gelinler, düğünlerinde gelir bunu emanet alırlardı.
Elbise hususunda çok titiz idi, bir ara yeğeni Hafza ince bir başörtü ile yanına gelmişti. Hz.Ayşe onun baş örtüsünü tutup buyurdu:
“Sen bilmiyormusun Cenab-ı Hak Sure-i Nur da ne buyurmuştur?” Sonra kendisine kalın bir başörtüsü verdi.

İlmi ve İçtihadları

Hz. Ayşeden baş diğer hatunlarıda Resulullah’ın mubarek ağızlarından bire çok söz duymuşlarsa da, hiç biri bu sözün hakiki ruhuna Hz.Ayşe gibi nüfuz edememişlerdir.

Hz.Ayşe körü körüne taklide muhalifdi.

Kadınlar camiye gidebilir mi?

Resulullah kadınların camiye gelip de, camide namaz kılmalarına müsaade etmiş olduklarından. Hz.Aişe bu işin daimi olarak caiz olduğuna karar vermiştir. Fakat Hz.Aişe kadınların dönem içinde camiye gitmelerinin mahzurlu olabileceğini işaret ederek “Resulullah bu hususu hissetmiş olsalardı, her halde o zaman kadınların camiye gitmelerini men ederdi. Nitekim İsrail oğullarının kadınları men edilmişlerdir” dedi.

İslamda ibadetlere şirk karıştırmaktan men eylemede titiz idi.

Kabenin örtüsü kullanabilinir mi?

Kabe’nin anahtarcı başısı olan Şeybe İbn-i Osman bir ara, Kabe’nin örtüsünü kaldırdıktan sonra pis ve kirli ellerle tutulmasın diye:”Toprağa gömelim” diyince. Hz.Ayşe bunun Kabenin örtüsünün zamanla mukaddesleştirileceğinide göz önüne alarak, uygun görmedi ve buyurdu: “Kabe’nin örtüsünü istediğiniz gibi kullanırsınız, isterseniz satar, onun parasını da fakire fukaraya verirsiniz”

İlim elde etmekle kalmamış, bir çok meselede de içtihad etmişti.
Kaynaklar
Kaynak1: Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
kaynak2: Şamil İslam Ansiklopedisi
2)Hazret-i Cuveyriye bint-i Haris:
Müminlerin annesi…

Hz.Cuveyriye, Mustalikoğulları kabilesinin başkanı Harris b. Ebi Dirar’ın kızıdır. İlk ismi kendini beğenmek manasında “Berre” idi. Resulullah tarafından kadıncık, kızcağız manasına gelen “Cüveyriye” ismini aldı.

İlk evliliği

Mustalak kabilesinden amca oğlu Mesafi İbni Safvan ile evlenmiş ve dul kalmıştı.

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Hicret’in altıncı yılında Mustakiloğulları Medene’ye saldırı için hazırlık yapmaya başladılar. Durumu öğrenen Resulullah onlardan önce davranarak onlardan önce davrandılar. Bütün erkekler, kadınlar ve çocuklar esir olarak alındı. Esirlerin arasında bulunan, kabile reisinin kızı Cüveyriye için, dokuz okkiye altın kurtuluş fidyesi olarak tespit edildi. Cuveyriye yirmi yaşlarındaydı. Kurtuluş fidyesini temin edemeyince Hz.Peygamberimize gelerek:
- E y Allah’ın Peygamberi, benim başıma gelen felaketi biliyorsun. Sabit beni dokuz okkiye kurtuluş fidyesi ile serbest bırakacak. Beni kurtar.
Resulullah cevap olarak buyurdular ki:
- Ondan daha hayırlı bir teklifim var, kabul eder misin?
- Teklifiniz nedir ya Resulullah?
- Hem o parayı verip seni azat edeceğim, hem de seninle evlenmek istiyorum.
- Memnuniyetle kabul ederim.
- Ben de kabul ettim.

Bu haber hemen yayıldı. Yüz cibvarında bulunan esirleri ellerinde tutan sahabiler, “Biz Allah elçisinin hısımlarını nasıl esir olarak tutabiliriz” diyerek tüm esirleri serbest bıraktılar. Bu manzara karşısında serbest kalanlar ve diğer Müstakiloğulları İslam’a girdiler.
Zatı Saadetleri Cuveyriye’yi babasına teslim edip, ondan istedi.

Hz.Ayşe bu durum için, şöyle buyurur:
“Ben Cuveyriye kadar, kendi kavmine hayır bereket getiren bir hatun görmedim”

Ahlak ve Adetleri

Gayet metin, izzeti nefis sahibi bir hatun idi. Hz.Cuveyriye r.a. çok oruç tutar ve çok namaz kılardı. Hayrı sever, kendisi aç durur, yoksulları doyururdu.

Bir gün rsulullah onu sabah namazını kıldıktan sonra dua ve zikirle uzun zaman meşgul olurken görmüş ve kendisine şöyle buyurmuştu.
“Ben senden sonra üç kere, dört kelime söyledim ki, bugün sabahtan beri senin söylediklerinle tartılsa, onlardan daha ağır gelir. Dikkat et, o kelimeleri sana da öğreteyim : Subhanallahi edede halkıhi (Allah’ı yaratıklarının sayısınca tesbih ederim). Subhanallahi rıza nefsihi (Allah’ı razı olacağı şekilde tesbih ederim). Subhanallahi zinete arşıhi (Allah’ı arşının ağırlığınca tesbih ederim) Subhanellahi midade kelimatihi (Allah’ı kelimelerinin adedince tesbih ederim).

Bir Cuma günü Zatı Saadetleri, yanına gelmişlerdi. o gün Hz.Cuveyriye r.a. oruçluydu. Zatı Saadetleri buyurdular:
- Yarın sen oruç tutacakmısın?
- Hayır.
- Dün oruçlumuydun.
- Hayır
- Öyle ise iftar et.

Hz.Cuveyriye r.a. dan altmış beş hadis rivayet edilmiştir.

Vefatı

Hz.Cuveyriye hicri 50′de, 65 yaşında vefat ettiler. Namazını Medine valisi Mervan İbni Hakem kıldırdı ve Bakıy mezarlığında defnedildi.

KAYNAK:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
2) Şamil İslam Ansiklopedisi
3)Hazret-i Hafsa (r.a):
Müminlerin annesi…

Hz.Peygamberimiz’in risaletinden beş sene önce doğdu.

Hz.Ömer r.a. kızı. Annesi büyük sahabi Osman b. Mazun kızkardeşi Zeynep.

İslamı ne zaman kabul ettiği bilinmemektedir.

Hz.Ömer’in İslam’ı kabülünden sonra bütün aile ve yakınlarının müslüman olduğu bilgisinden yola çıkılarak onun da babasıyla birlikte müslüman olduğu söylenebilinir

İlk evliliği

Müminlerin annesi Hz.Hafsa daha önce Huneys b.Huzafe es Sehmi ile evlenmişti. Huzfe Habeşistan’a hicret eden müslümanlardandır. Hz.Hafsa’nın da bu hicrete katıldığı yolunda rivayetler bulunmaktadır. Habeşistan’dan dönen Huzafe daha sonra eşi Hz.Hafsa ile birlikte Medine’ye hicret etti. Hz.Huneys b.Huzafe Uhud savaşına katılmış ve ciddi biçimde yaralanmıştı. Bu yara sonucu Medine’de şehit oldu.

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Hz.Hafsa beyinin yarasını bizzat kendisi tedavi etmeye çalışmıştır. Beyinin vefatına çok üzülür ve yas tutar. Nihayet Hz.Ömer dul kalan kızını Hz.Ebubekir’e nikahlamak ister cevapsız kalır, bu kez o günlerde eşi Resulullah’ın kızı Rukiye’nin vefatı ile yalnız kalan Hz.Osman r.a. nikahlamak istersede, Resulullah’ın kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmeyi uman Hz.Osman bire süre düşündükten sonra:
- Şu günlerde evlenme doğru değil, diyerek özür diler.
Gerçek bir mümüne yakışacak şekilde kızını salih bir mümine nikahlamak için çaba harcayan Hz.Ömer, neticeye ulaşamayınca büyük bir üzüntüyle Hz.Peygamber’e gider. Söz sırasında:
- Ya Resulullah, Osman’a şaşıyorum. Hafsayı nikahlamayı teklif ettim yanaşmadı, diye dert yanınca.
Hz.Peygamberimiz:
- Sana Osman’dan daha hayırlı bir damat, Osman’a da senden daha hayırlı bir kaynata tavsiye edeyim mi?
Hz.Ömer:
- Evet ya Resulullah.
Hz.Peygamberimiz buyururlar:
- Sen kızın Hafsa’yı bana nikahlarsın, ben de kızım Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikahlarım.
Bu teklif karşısında bütün dünyalar Hz.Ömer r.a. olmuştu. Allah Resulu ile akrabalık kurmak hususunda büyük bir istek duymasına rağmen teklif etmek cesaretini gösteremiyordu. Çünkü Hz.Hafsa, Hz.Ayşe’nin deyimiyle, “Tam babasının kızı” yani biraz sert idi. Resulullah bu teklifi ile Hz.Ömer’in duyduğu şiddetli arzuyu gerçekleştirerek hem aralarındaki yakınlığı pekiştirmek, hem de onun İslam’a yaptığı hizmetleri ödüllendirmek istemişti.

Resulullah ile Hz.Hafsa’nın düğünü hicri üçüncü yılını ortalarında yapıldı. Dörtyüz dirhem mehir verildi.
Zatı Saadetleri bir ara Hafsa’yı boşamak istemiş ancak Cebrail’in ” O çok oruç tutan çok namaz kılandır. Senin cennette de zevcendir” emriyle talaktan geri dönmüştür.

Tahrim Hadisesi

Hz.Peygamber’in eşleri içersinde birbiriyle en iyi anlaşanları Hz.Hafsa ile Hz.Ayşe idi. Hatta ikisinin sebeb oldukları bir takım olaylar üzerine Tahrim Sûresi gelmişti.
Zatı Risaletpenahileri helvayı ve balı çok severlerdi. İkindi nemazından sonra hanımlarının yanına gelirlerdi. Bir ara Hz.Hafsa’nın yanlarına gelmişlerdi. Her zamankinden fazla evde kalınca, kadınlık tabiatının bir eseri olarak, Hz.Ayşe’nin içine bir kurt düşer, işi kurcalmağa kalkar. Anlaşılıki, bir kadın Hz.Hafsa r.a. bir mikdar bal hgediye göndermiştir. Zatı Saadetleride oturup balı yemişlerdir. Hz.Ayşe meseleyi Hz.Sude’ye anlatır ve kendisinede şunu öğretir:
- Zatı Saadetleri senin yanına geleceklerdir, geldiği zaman, söyle” Ye resulullah siz Magafir mi *yediniz?
Hz.Sude r.a. bu soruyu Resulullah’a sorunca, buyurdular:
- Hafsa’nın evinde bir az bal yedim.
- Yediğiniz bal muhtemlen yabani arı balı idi.
Resulullah, bir ara yine Hz.Hafsa’nın evine geldiklerinde kendine bal ikram edilmek istendiğinde:
-Canım bal yemek istemiyor, bundan böyle de bal yemeyeceğim, buyurdular.
Zatı Saadetleri bal yememeğe karar verince, Vahy gelip aşağıdaki Ayeti Kerime nazil olur:
“Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?.” (Tahrim Sûresi/1)

Bu hadiseden sonra, Zatı Saadetleri Hz.Hafsa’ya tenbih edip kendisine açtığı gizli bir sırrı ** kimseye söylememesini tenbihler. Hakat Hz.Hafsa Hz.Ayşe’den gizleyemez. Bunun üzerine aşağıdaki ayeti kerime nazil kılındı:
“Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi. ” (Tahrim/3)

Bu şekilde, Resulullah üzülünce, Hz.ayşe ve Hz.Hafsa ikisi birlikte bir çare aramağa başlarlar. bunun üzerine ikisi hakkında aşağıdaki ayet-i kerime nazil olur:
“Eğer ikiniz de Allah’a tevbe ederseniz, (yerinde olur). Çünkü kalpleriniz sapmıştı. Ve eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka verirseniz bilesiniz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır” (Tahrim/4)

Ahlak ve Adetleri

Hz.Hafsa r.a. dini hususlara kuvvetli bağlı idi, çok geceleri ibadetle geçirir, gündüzleri oruç tutardı. Ömrünün sonuna kadar orucunu bırakmadı. Biraz hiddetli, çabuk kızardı. Bazen, Zatı saadetleriyle çekişmeğe bile cesaret ederlerdi. Sahih-i Buhari’de Hz.Ömer’den Hz.Hafsa hakkında bir rivayet nakl edilmiştir:
Cahiliye devrinde kadına pek önem verilmezdi. Bir ara benim bir işim oldu, karım bu konuda konuşmak isteyince bağırarak:
- Sana ne oluyor, bu işe sen nasıl karışırsın? Karım:
- Sen bana söz söyletmek istemiyorsun, halbuki senin kızın Resulullah’a karşı söz söyleyip cevap bile veriyor.
Bende bu sözü duyduktan sonraHafsa’ya gittim ve sorup, mesele nedir diye anlamak istedim.
- Annen böyle söylediğine göre, demek sen Resulullah’a karşı geliyormuşsun? Sakın bundan böyle bunun gibi hareket yapayım demeyesin. Yoksa azabı İlahi’den kurtulamazsın, diye kendisini korkuttum.

Vefatı

Hz.Hafsa hicri 45 yılında Medine’de vefat etmiştir.

KAYNAK:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
2) Şamil İslam Ansiklopedisi
3) Elmalı Tefsiri
*Magafir, bir nevi çiçek, bal arıları usaresini çekerlerdi. Resulullah bu çiçeğin ağır kokusunu sevmezlerdi.
** Sır olan söze gelince, bu konuda da üç sözden bahsedilmektedir.

Birincisi, en sahih olarak rivayet edileni, bal şerbeti yeminidir.

İkincisi, esasen rivayeti zayıf olmakla beraber daha çok yaygın olan Mâriye yeminidir. Fakat bunların ikisinin de diğer eşlerden gizlenmesi gereken büyük bir sır olacağını, bundan dolayı iki kadına karşı çıkıp Peygamber’in nâil olduğu bütün kudret ve kuvvetin beyanıyla “Şüphesiz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de ona yardımcıdır.” (Tahrim, 66/4) diye gayet dehşetli bir ihtar ve tehdidin reva görüleceğini, akıl pek de kabul edebilecek gibi görünmez. Gerçi asıl mesele söylenen sırrın büyüklüğünde değil, zatında küçük de olsa, sır olması itibariyledir. Önemsiz gibi görünen birtakım şeyler vardırki, sırası gelince pek büyük bir öneme sahip olabilirler. Küçük bir sırrı saklayamayanın büyüğünü hiç saklayamayacağı cihetle kendisine verilen bir emaneti muhafaza edemeyeceğinden dolayı emniyet ve güveni zayi etmiş, bir töhmet ve hıyanet konumuna düşmüş olur. Bununla beraber ona yapılacak kınama ve azarlamanın da, sırrın mahiyetiyle uygunluk arzedeceği, “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükafatı Allah’a aittir.” (Şûrâ, 43/40) hükmüyle bilinmektedir. Bu yüzden kanaatimizce burada söylenen sırrın başka bir söz olması gerekir.

Üçüncüsü, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kendisinden sonra devlet başkanlığının Ebu Bekr’e ve Ömer’e geçeceğini Hafsa’ya bir müjde olarak haber vermiş ve gizlenmesini emretmiş olmasıdır. Tefsirlerin birçoğunda zikredilmiş olan bu haber, gerçi Kütüb-i Sitte’de (altı kitapta) nakledilmemiştir. Ancak Mâriye olayını rivayet edenler içinde bu haberi de rivayet edenler olduğu gibi başka güvenilir zatlar da nakletmişlerdir. “el-Bahru’l-Muhît”de Ebu Hayyan şöyle diyor: “Hadis, Mâriye sebebiyledir; bir de bal içtim denilmiştir. Meymûn b. Mihrân dedi ki: “Hadis, Peygamber’in Hafsa’ya sır olarak söylediği şu hadistir: “Ebu Bekr ve Ömer benden sonra hilafet yoluyla benim emrime sahip olacaklardır”. Hafsa da gizlice Aişe’ye söyledi. Hakikaten bu işin gizlice söylendiği hakkında daha başka haberler de vardır.” İbnü Ebî Adî ve Ebu Nuaym Hz. Ebu Bekr’in faziletleri hakkında ve İbnü Merdûye birkaç yolla Hz. Ali ve İbnü Abbas’tan şöyle rivayet etmişlerdir. Her ikisi de dedi ki: “Ebu Bekr ve Ömer’in emirlikleri Allah’ın kitabında vardır. “Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti…” (Tahrim, 66/3) Peygamber Hafsa’ya demişti ki: “Baban ve Aişe’nin babası benden sonra insanların vâlisidirler. Sakın kimseye söyleme.” En iyisini Allah bilir.”
4)Hazret-i Hatice-yi Kübra (r.a):
Müminlerin Annesi…

Dört hatunun faziletleri bütün dünya hatunlarının faziletlerinden üstündür.

Meryem Bint-i İmran, Firavun’un karısı Asiye, Hatice bint-i Huveyled ve Fatma bint-i Muhammed”

Hz. Hatice, iki cihan serveri, Peygamber Efendimizin, temiz, iffetli, yüce ahlak sahibi hanımlarından ilki, müminlerin annesi.

Kureyş kavminden, babası Huveylid, annesi Fatıma. Baba ve anne tarafından soyu Peygamber efendimizin soyu ile birleşmekte.

Hz.Hatice ilk önce Varaka ibn-i Nevfel’e nişanlanmış ancak nikah yapılmamıştır. İkinci kez künyesi Ebu Hale ve ismi İbn-i Nebbaş olan bir zat ile nikahlanır. Ebu Hale’nin vefatından sonra Atik ibn-i Abid ile evlenir. Atik’in de vefatından sonra amca oğlu Sayfi ibn-i Umeyye ile evlenir. O’nunda ölümü üzerine dul kalır.

Hz.Hatice, ticaretle uğraşan zengin, haysiyetli, şerefli bir kadındı. Ücretle tuttuğu adamlarla Şam’a ticaret kervanı düzenlerdi. bunlar O’nun işlerini idare eder ve ticaretini yürütürlerdi .Hak teala Hz.Hatice’ye bol dünya malı vermişti. Fakat ardı arkasına geçirdiği sıkıntılı ve üzüntülü hadiseler onju dünyaya karşı soğutmuştu.

O zamanlar Zati saadetleri s.a.v.’in pak ve temiz ahlakı, namus ve haysiyeti dillere destan olmuş, bunun için de “EMİN” lakabı
ile anıla gelmekkteydi. Hz.Hatice bütün bunları hesaba katarak, büyük bir istekle, kendilerini, ticaret işlerini idare etmek hususunda vazifelendirmek için haber salar,
“Benim mallarımı Şam’a götürmek ve benim ticari işlerime bakmak istersen, kendi kölem Meysere’yi senin yanına katarım ve Şam’a gidersiniz. Ne kazanırsanız, başkalrına verdiğim haktan size daha fazlasını veririm” der.

Zatı saadetleri kabul eder, ticaret mallarını yükletip Basra tarafına doğru yola çıkar. Az bir müddet içinde mallarını iyi bir fiyatla satar. Mekke’ye dönüp hesap görüldüğünbde her defasınınkinin iki misli kazanç elde edildiğ i görülür. Hz.Hatice memnun olur o da konuşmuş olduğunun iki misli ni verir.

Zatı Saadetleriyle Evlenmesi

Hz.Hatice, etraflıca bir araştırma daha yapar. Kendilerinde evlenme arzusu başgösterir. Nefise isminde cariyesi ile haber gönderip, isteğini iletir, alınan cevap üzerine haberi amcası Amr İbn-i Esed’e ulaştırır.

Babası Ficar savaşında ölmüş bulunan Hz.Hatice’nin velisi bu amcasıydı ve onun işlerinide o görürdü. Hazret-i Resul-i Ekrem s.a.v. amcası Ebu Talib ve Amr İbni-i Esed her iki ailenin ileri gelenlerindendi. Aileler o zamnın örf ve adetleri gereğince Hz.Hatice’nin evinde toplanır. Nikahı Ebu Talib kıyar. Mehir olarak 500 altın mehir tesbit edilir. Hz.Hatice o sıralar 40, Resulullah 25 yaşlarındaydı.

İslamiyet

Allah Resulüne ilk vahiy nazil olduğu zaman, korkarlar, gelip durumu Hz.Haticeye anlatırlar. Hz.Hatice.
“Sen doğru konuşursun, sılayı rahmi gözeten kimsesin, emanete dikkat edersin, misafirperversin, halkın sıkınt8ılı ve üzüntülü zamanlarında yardıma koşarsın, Hak Teala seni yalnız bırakmayacaktır.”

Hz.Hatice (r.a), amcası Veraka İbn-i Nevfel’e gider, meseleyi anlatır. Devrin meşhur Hristiyan alimlerinden olan Veraka anlatılanları dinledikten sonra şöyle der.
“İşte bu Musa’ya görünen hususdur ki, şimdi de bunda zuhur etmiştir. Keşki benim kudretim ve imkanım olsa da O kavminin arasında ortaya çıktığı zaman kendisinin yardımına yetişebilsem. Keşki imkan olsa da sizin kavminiz onu yerinden ettikleri zaman kendisine yardım edebilsem.”

Veraka bu sözleri söyledikten kısa bir zaman süre sonra vefat eder. Resulullah’ın uzun bir müddet yardımcısı Hz.Hatice (r.a) olur. Derdini yalnız o dinler. Birlikte gizli gizli ibadet ederler. Bütün imkanını ona sunar, eline koluna kuvvet olur.

Sevgisi

Böyle bir bağlılıkla kocasına yönelen kadın elbetki onun rızasını alıp, ona itaat eder, onun rahat etmesini, huzura kavuşmasını düşünür. Bu bir yana Hz.Hatice (r.a.) öyle bir kadındı ki, dirayeti, zekası ve aklı ile kocasına karşı yönelen her türlü fenalığın önüne geçmesini bilmiş, kocasına muhalif bulunan müşriklere hadlerini bildirip, onların şerrinden korumayı başarmıştı.

Vefatlarından sonra bile Resulullah daima onu övgüyle anardı. Bu konuda Hz.ayşe (r.a) şöyle der.
“Hz.Haticeye ne kadar gıpta ederim. Başka hiç bir kadına gıpta etmem. Bir gün Resulullah’ın yanında Hz.Hatice’den bahis geçmişti. Bu benim damarıma dokundu. Döndüm dedim ki, o yaşlı bir kadındı. Şimdi Hak Teala sana daha iyisini ve daha güzelini vermiştir. Resulullah bu sözü duyunca kederlendihatta kızdı. Kızgınlıktan tüylerinin diken diken olduğunu hissettim. Şöyle buyurdular:
‘Yemin ederim ki böyle değil. ben ondan daha iyi bir kadına kavuşmadım. o iman getirmiş bir hatun idi. Onun iman getirdiğ i zaman halk bütün bütün kafir idi. O beni kabul etti, beni teşvik etti, kendi malı ve serveti ile bana yardım etti. Diğer karılarımdan çocuğum olmadığı halde Hak Teala bana ondan evlat verdi.”

Evet, Peygamberimiz Hz.Hatice haytta iken O’nun üstüne başka bir hanım almamıştı.

Ahlak ve Adetleri

Evlatlarına karşı çok şefkatli idi. Ev işlerini de hakkiyle bilen bir hatundu. Peygamberimize karşı büyük hürmeti ve sevgisi vardı. Hem peygamberliğinden önce hem sonrasında Resulullah ne buyurursa itiraz etmeden kabul eylerlerdi.

Faziletleri ve Menkibeleri

Hz.Ebu Hureyr (r.a) rivayet eder, Allah Resulu buyurdu:
“Dört hatunun faziletleri bütün dünya hatunlarınınfaziletlerinden üstündür. Meryem Bint-i İmran, Firavun’un karısı Asiye, Hatice bint-i Huveyled ve Fatma bint-i Muhammed”

Bir ara Hz.Hatice Resulullah’ı aramak için dışarıya çıkmıştı. o sıra bütün Araplar Zatı saadetlerine düşman idiler. Cebrail (a.s), kendine bir adam kiyafetinde görünür. Acaba bu adam düşmanmıdır, değilmidir diye Peygamberimizi ona sormaktan çekinir. Eve döndüğünde, Resulullah dönmüştür, olayı anlatır. Zatı saaadetleri buyururlar:
“Senin gördüğün ve beni sormak istediğin o zatın kim olduğunu biliyormusun? O Cebrail Aleyhisselam idi. Bana dönüp onun selamını sana bildirmemi söyledi ki, cennette senin için incilerden yapılmış bir bina hazırlanmıştır. Tabii orada böyle üzüntülü, sıkıntılı ve zahmetli külfetli şeyler bulunmayacakır.”

Bir ara Cebrail (a.s) Peygamberimizin huzuruna gelip:
“Hak Teala Haticeye selam eder. Sen bunu Hatice’ye ulaştırasın” Resulullah ulaştırır. Hz.Hatice:
“İnnallahe hüve’s-selam. Hak Teala selamın ta kendisidir. Cebraile de Selam olsun. Sana da Selam olsun Ya Resulallah”

Bu vaka Hz.Haticenin dini ferasetine delalet eder. Burada cevabında “Ve Aleyhisselam” (O’na da selam olsun dememiştir.)

Sahabiler ilk başta namazda teşehhüd okudukları zaman Et-Tahiyyatü Lillah demezler ve “es-selamü Al’llah” derlerdi. Peygamber efendimiz böyle söylenmesini men ettiler ve buyurdularki; “Allah Teala’nın esasen “Selam” ismidir. Bunun yerine “Ettahiyyatü lillah” deyiniz”

Bir ara Resul-i Ekrem (s.a.v) hasta olan kızı Hz.Fatime (r.a)’ı ziyaret eder. Buyurur:
- Kızım nasılsın?” Hz.Fatime arz eder:
- İyi değilim, hastayım, işin fena tarafı şu ki, evde yiyecek hiçbir şey de yok. Peygamberimiz buyurur:
- Kızım sen istemezmisin ki, dünyanın bütün kadınlarının hanımı olasın? Hz.Fatime arz eder:
- Babacığım, Meryem bint-i İmran ne idi? Peygamberimiz buyurur:
- O kendi devrinin kadınlarının hanımı idi, sen de kendi devrinin kadınlarının hanımısın. Hatice de son devrin kadınlarının en iyisi ve hanımıydı.

Evlatları

Hazret-i Hatice birbiri ardına üç kere evlenmek zorunda kalmış. Resul-i Ekrem dördüncü beyleri olmuştu. Bu evliliklerinden aşağıdaki çocukları doğmuştu:
1. Ebu Hale’den Hind isiml oğlan çocuğu.
2. Atik’den yine Hind isimli kız çocuğu
3. Sayfi’den Muhammed isimli oğlan çocuğu.

Hz.Hatice’nin iki çocuğunun ismininde Hind olmasına binaen künyeside Ümm-i Hind olmuştur.

Resul-i Ekrem (s.a.v)’den de Kasım ve Abdullah isimli iki oğulları olmuştur . Lakapları Tahir ve Tayyib idi ikiside İslam devrinde dünyaya gelmişlerdi. Dört kızının ismleride; Zeyneb, Rukayye, Umm-i Kulsum ve Fatime (r.a) dır. Kızların hepside İslamiyetten önce doğmuşlardır. Erkek evladı Kasım emekleme devrinden kurtulmuş yürürken vefat etti. Abdullah ise daha küçük vefat etti.

Vefatı

Hz.Hatice Resulullah (s.a.v) ile nikahlandıktan sonra 24 sene bir arada yaşadı. Nübuvvetin sekizinci senesi, Hicretten üç sen önce, Ramazan ayının başında vefat etti. O zaman daha namaz farz olmamıştı. Kendisine Cenaze namazı kılınmamıştır. Çünkü bu hüküm nazil olmamıştır. Haccun mezarlığına defn edildi Dünyada göremedik. Allah (C.C.) Cennetde görmek nasip etsin. Bizi ona misafir etsin. Resulullah misafiri severdi O’da Resulullah’ın sevdiğini severdi Şefaaatinden bizide nasiplendirsin.
KAYNAK:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
2) Şamil İslam Ansiklopedisi
3) İslam Tarihi – Mekke Devri, M.Asım Köksal

5)Hazret-i Meymune Bint-i Haris:
Müminlerin annesi…

İsimleri ilk önce Berre idi, Zatı saadetleri ile evlendikten sonra ismini değiştirip Meymune koydular.

İlk nikahı Mesud İbn-i Amr İbn-i Umayr Sakafi ile oldu. Resulullahdan önce Ebu rehme İbn-i Abd ul-Uzza’nın karısı idi. Hicri 7.senede ikinci kocasıda öldü

Zatı Saadetleriyle Evliliği
Resulullah’ın son nikahları kendisiyle oldu. Bu nikahta Hazret-i Abbbas Ibn-i Abdulmuttalib r.a. vekaleten bulunmaktaydı. O sıralarda Zatı saadetleri umre niyetiyle Mekke’ye doğru yola çıkmışlardı. Zatı Saadetleri Umre ehramını bağladıktan sonra 500 dirhem mehriye ile kendilerini nikahladılar. Umre dönüşü Mekke’ye on millik mesafede, Serf mevkinde konakladıklarında Hz.Meymune oraya getirilmişti, evlenme merasimleri burada oldu.

Ahlak ve Adetleri

Hz.Ayşe r.a. anlatıyor:
“Meymune bizim hepimizden fazla Allahından çekinen ve sılayı rahmi gözeten bir hatun idi”.

Bir ara bir kadın, hastalığı sırasında adak adamış ce iyi olunca Bettül-Mukaddes’e gidip orada namaz kılayım demişti. Hak Teala kendisine şifa verir. Kadında adağını yerine getirmek için Hz.Meymune’nin yanına gelip izin ister. Hz.Meymune buyurur:
“Mescid-i Nebevi’de kılınacak olan namazın sevabı diğer mescidlerde kılınacak olan namazlardan bin kere fazladır. Sen git Mescidi Nebevi’de namazını kıl.”

Bazen borç alır ve hayır işlerine sarfederdi. Bir ara çok borçlanmıştı, borcunu ne şekilde ödeyeceğini kendine sorduklarında:
“Resulullah buyurmuştur, herkes iyi niyetle borçlanırsa, Hak Teala kendisi onun borcunu öder.”

Cariyesi bir ara Hz.İbn-i Abbas’ın evine gitmişti. Orada karı koca arasında bazı çekişmeler olduğunu görür, arada ufak tefek incinmeler olduğunu anlar, sorup öğrenmek ister, ev sahibi muayyen günlerde, karısının yatağını ayırmak istermiş. Hz.Meymune bunu duyunca cariyesine:
“Git ve söyle, neden Resulullah’ın usülüne aykırı hareket etmek ister. Bu ginbi durumlarda Resulullah bizim yatağımızda istirahat buyururlardı.”

Kendisinden 76 hadis rivayet edilmiştir.

Vefatı

Hicri 51 senede gelin olduğu yerde vefat etti. Düğün merasimin yapıldığı yer onun mezarı oldu. Zatı Saadetlerinin son nikahı olduğu gibi, hatunları arasında en son vefat edenide o oldu.

KAYNAK:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları

6)Hazret-i Safiye bint-i Hayy (r.a):

Müminlerin annesi…

Medine’deki yahudilerden Nadiroğulları kabilesi reisi Huyevy b. Ahtab’ın kızıydı.
Asıl ismi Zeynep idi. Arabistan’da reislere veye hükümdarlara düşen ganimet hissesine “Safiyye” denildiği ve bu sebeple, Zeynep’de Hayber savaşında esir olarak Resulullah’ın hissesine düştüğü için bu isimle adlandırılmıştı. Babası Hz.Peygambere karşı müşriklerle işbirliği görüşmeleri yapmış, bundan dolayı Medine’den uzaklaştırılmış, kabilesinin bir kısmıyla birlikte Hayber tarafına gitmiş, Ahzab savaşı sırasında Kureyzoğullarını müslümanların aleyhine kışkırtmak için onların kalelerine gitmiş, akibetide onlar gibi olmuş ve orda öldürülmüştü. Hz.Safiyye’nin annesinin ismi Durra idi.

İlk evliliği

İlk önce Sellam İbn-i Mişkem el-Kuradi ile evlenmişti.. bu zat meşhur bir şair, aynı zamanda ileri gelen bir kumandan idi. Bir süre sonra boşanarak, daha sonra Kinane İbn-i Ebi Hukayk ile evlenmişti. Bu zat Hayber’in en meşhur kalesi bulunan Şemmus kalesinin kumandanıydı. Hayber’in müğslümanlar tarafından fethi sırasında öldürülür. Safiye bu savaşta babası ve kardeşinide kaybeder. O da artık savaş esirleri arasındaydı. Acınacak durumu vardı.

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Ganimet malları taksm edilir. Esirlerde bölüşülmek için toplanılır. O sırada Sahabilerden Vahye el-Kelbi huzuru saadete arz edip:
- Bana bir cariye lazımdır, der.
Resulullah, esir kadınlar arasından istediğini seçmesini buyurur. O da Safiyeyi seçer. Safiye, imtiyaz sahibi bir hatun olduğundan diğer sahabiler bu seçime itiraz ederek:
- Safiye Beni Nudeyr bir kavmin başkanının kızıdır. böyle bir cariye ancak Zatı Risaletpenahilerine yakışır, derler.
Zatı Saadetleri de sahbilerin bu fikrini kabul buyurdular. Vahye’ye de bir başka cariye verdiler, hem onu razı ettiler, hem de itirazlara meydan kalmadı.
Resulullah, Yahudiler ile bir anlaşma imzaladıktan sonra Safiye’ye İslam ve Yahudilik hakkında görüşlerini sordu.
“Ey Allah’ın Resulü ! İslam’ı arzu etmiş ve sen davet etmeden önce seni tasdik etmiştim. Babam da senin davanın doğruluğu itiraf ederdi. Fakat ırkçılık onu götürdü. Ben Allah’tan başka ilah olmadığına ve senin Allah’ın Resulü olduğuna kesinlikle inanıyorum.” cevabını alınca Hz.Safiye’yi azad edip, onunda isteği üzerine kendilerine nikahladılar.
Hz.Peygamber (s.a.v.) yeni hanımını yakından tanımaya fırsat bulabildiği ilk gece onun yanağında yeşil bir benek gördü. Sorması üzerine Hz.Safiyye’nin cevabı şu olmuştu:
-Bir süre önce rüyamda, gökteki ayın yerinden ayrılıpgöğsümün üzerine düştüğünü gördüm: bunu kocama anlattığımda o “Sen şu Medine Kralı ile evlenmek istiyorsun” dedi. suratıma şiddetli bir şamar indirdi, işte bu onun izidir.

Hayberden ayrılışlarında Resulullah O’nu kendi develerine bindirirler ve kendi hırkalarını onun başına örterler. Bunda maksat halkın Hz.Safiyenin artık Ezvac-ı Mutahherattan olduğunu bilmesidir. Medineye geldiklerinde kendilerine büyük bir ziyafet çektiler.

Hz.Safiye’nin güzelliğini duyan ensar kadınları görmeğe gelirler. Hz.Ayşe de örtünüp gelir. Kadınlar görüp gittikten sonra Zatı Saadetleri Hz.Ayşe’ye yanaşıp yavaşcacık buyurdular:
- Nasıl, Ayşe?
Hz.Ayşe arz eder:
- Bir yahudi kızı.
Zatı Risaletpenahileri buyururlar:
- Hayır Ayşe, böyle deme, müslüman oldu ve iyi müslüman.

Ahlak ve Adetleri

Hayber’in el-Kammus kalewsi feth edilmiş. Hayber üzerinde İslam bayrağı dalgalanmaya başlamıştı. Hz.Safiye amcazadesi ile birlikte Hz.Bilal r.a. maiyetinde huzuru saadete götürülüyordu. Yoldan geçerken, Yahudilerin cesetlerinin bulunduğu yerden geçmek zorunda idiler. Gayet nazik bir durum idi. Yanında bulunan hatun feryd ü figanı kopardı. Toprakları başına savurmağa başladı. Fakat o metanetini muhafaza etti, hatta kocasının cesedinin yanından geçerkende çıtını çıkarmadı.

Bir ara cariyelerinden biri Hz.Safiye’yi Hz.Ömer’e şikayet ederek:
-Safiye’den Yahudilik kokusu geliyor. Şimdi bile “Cumartesi” gününe hürmet gösteriyor. Yahudilerle münasebetini kesmiyor.
Hz.Ömer de meseleyi Hz.Safiye’ye sorar. Hz.Safiye buyurur:
- Hak Teala bana Cumartesi yerine Cumayı inayet kıldıktan sonra Cumartesi’ne hürmet göstermeme ne lüzum vardır. Buy bir tarafa dursun. Yahudilerle münasebetim olduğuna gelince, onlar benim akrabalarımdırlar, ben sılayı rahmi nasıl keserim, dedi. Hz.Safiye bu olaydan sonra cariyesini azad eder.

Bir yolculuk esnasında, Hz.Safiye’nin devesi hastalanır, yürüyemez olur. Canı sıkılır, gayri ihtiyari ağlamağa başlar. Zatı Saadetleri durumu haber alır, gelir mübarek elleriyle gözyaşlarını siler. Hz.Safiye r.a. bu muhabetten daha fazla ağlamağ başlar. Resulullah, kafilenin hep inmesini emir buyururlar. akşam olunca Hz.ZEynep bint-i Cuhuş’a:
- Zeynep sen safiye’ye bir deve ver.
Hz.Zeynep:
- Nasıl? Ben kendi devemi bu Yahudi kızına mı vereceğim?
Hz.Zeyneb’in bu sözünden Zatı Saadetlerinin canı sıkılır. bunun içinde iki üç ay onunla konuşmazlar. Sonunda Hz.Ayşe’nin araya girmesiyle affederler.

Hz.Safiyer İslam halkasına girdikten sonra kendisine “Yahudi” denmesine çok üzülürdü. Bir gün Resulullah evine teşrif eder, onu ağlarken bulur. Sebebini sorduklarında, Hz.Ayşe ve Hz.Zeyneb’in şöyle dediğini öğrenir:
-Bütün Ezvacı- Mutahherat arasında biz hepsinden daha imtiyazlıyız daha üstünüz. Biz Zatı Saadetlerinin yalnız karısı değil aynı zamanda amca çocuklarıyız.
Zatı Saadetleri buyurdular:
-Niçin sen demedin ki, benim dedem Harun a.s., amcam Musa a.s., kocam da Muhammed (s.a.v.) dır. böyle olunca siz benden nasıl da üstün olabilirsiniz.

Vefatı

Hz.Safiyye r.a. Hicri 50 yılında vefat etmiştir. Ölüm döşeğinde iken, sahip olduğu malların üçte birini, Yahudi dininde ısrar edip kalmış olan bir yeğenine vasiyet etmiş, geri kalanını sadaka vermişti. Bazı müslümanlar buna karşı çıktı. Hz.Ayşe r.a. araya girerek vasiyetin yerine getirilmesinin İslam hukukuna uygun olacağını ifade etti. Vasiyet ettiği gibi yaptılar.

KAYNAK:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
2) Şamil İslam Ansiklopedisi

7)Hazret-i Sûde Bint-i Zem’a (r.a):
Müminlerin annesi…

İsmi Sude idi. Babası Zem’a İbni Kays, annesi ise Şemmus bint-i Kays idi.
İlk evliliği

Kendi amcazadesi Kekran Ibn-i amr ile evlenmişti. Sekran Habeşistan’dan Mekke’ye geldiği zaman Hz.Sude de onun yanında idi. Her ikisininde İslama intisabları aynı zamanda olmuştu.

Sekran’ın Mekkede vefatından sonra, iddet müddetinin sona ermesini müteakip Resulullah haber gönderip nikahlanma isteğini ilettiler. Hz. Sude’nin ilk kocasından Abdurrahman isimli bir oğlu olup, Cilevla savaşında şehit olmuştu.

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Hz.Sude, Hz.Hatice’den sonra Resulullah’ın evlendiği ilk hatun idi. Bu sıralar Hz.Hatice’nin vefatı nedeniyle Peygamberimiz pek üzgün idiler, yalnızlık çekmekteydiler. Hz.Osman Ibn-i Mazun’un hanımı Hz.Hule kendilerine:
-Ya Resulullah, yeniden evlenmezmisiniz? diye sorar. Resulullah bu sorusunu nazari itibare alınca, durum Hz.Sude’ye iletildi, o da memnuniyetle kabul ederek.
- Fakat usulü gereğince birde babama sorayım, dedi.
Kısa zamanda bütün hazırlıklar tamamlandı, 400 dirhem mukabilinde Zatı Risaletpenahileriyle nikahlandı.

Resulullah’ın vefatından sonra evden hiç çıkmadı.

Ahlak ve Adetleri

Hz.Ömer Ibn-i Hattab r.a., bir kese içinde Hz.Sude’ye para göndermişti. Hz. Sude:
- Bu da ne? buyurdular.
- Paradır.
- Hurma gibi keseye mi girdi para? dedi ve hepsini hemen orada ihtiyaç sahiplerine dağıttı.

Hz.Ayşe r.a. buyuruyor:
- Ben hiç kıskanması olmayan kadın görmedim, yalnız Hz.Sude de kıskançlıktan eser yoktu. Sude kadar da hiç bir kadını kendime bu kadar yakın hissetmedim. Zannederimki, onunla benim ruhumuz iki ayrı vucudda bulunan bir tek ruh gibidir.

Hz.Sude çabuk kızardı. Bazen en ufak şeye bile kızar, gücenirdi. Fakat aynı zamanda latifeden de hoşlanırdı. Çok kere Resulullahı güldürecek sözler söylerdi. Bir ara Zatı Risaletpenahilerine:
- Dün akşam ben sizin arkanızda namaz kılıyordum. Siz ruku’da o kadar geciktiniz ki, ben burnumdan kan geliyor zannettim, bunun için de kan dökülmesin diye burnumu tutmak zorunda kaldım.
Bunu duyan Zatı Saadetleri gülümsediler.

Vefatı

Hz.Sude Hz.Ömer r.a.’ın hilafetinin son yıllarına doğru vefat eder.
Bir gün Resulullah huzurunda mubarek zevceleri sorar:
- Ya Resulullah, bizden hangimiz en evvel size kavuşur, dersiniz?
Resulullah buyururlar:
- Hanginizin eli en büyük ise…
Bunun için Resulullah’ın vefatından sonra hatunlar ellerini ölçer, Hz.Sude’nin eli hepsinden büyük çıkar. Fakat aralarında ilk önce Hz.Zeynep vefat edince mesele anlaşılır. Eli büyükden maksat çok sadaka ve hayrat veren, eli açık olan demekmiş. Aralarında bu vasfı en çok taşıyan Hz.Zeynep idi.

KAYNAK:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
8)Hazret-i Ümmü Habibe:
Müminlerin Annesi…
Ebu Süfyan’ın kızı olan Ümmü Habibe’nin ismi Remledir. Arap örf ve adetlerinden dolayı, ilk evliliğinden doğan kızı Habibe’den dolayı “Ümmü Habibe” künyesini almıştı. Annesi Safiye bint-i Ebu las.dır. Bu hanım Hz.Osman r.a.’ın baba ve anne bir halası idi.

İlk evliliği
Zatı İffetpenahileri ilk önce Ubeydullah İbn-i Cuhuş ibni Refah ile evlenmişti. Ümmü Habibe, İslam gelmeden önce Hanif dinine bağlı idi. İslam’ın ilk günlerinde kocası Ubeydullah ile birlikte, Müslüman olmuş. Bu yüzden kocası ile birlikte müşriklerin eza ve cefasına maruz kalmıştı. Bu eziyetlerden kurtulmak için Habeşistana giden ikinci kafile içinde yer aldı. Ancak dini uğruna yurdunu terk eden Ubeydullah Habeşistana vardığında papazların tesiri ile İslam’dan dönerek (irtidad) Hristiyanlığa girdi.

İrtidad olyından önce Hz.Ummu Habibe bir rüya görmüştü. Kocasının suratı gayet çirkinleşip maymuna dönmüştü. Son zamanlardaki hareketlerindeki değişiklikler ve bir rüya ortada bir şeyler olduğunu gösteriyor, ancak bir şey diyemiyordu. Rüya’nın ertesi günü kocası onu karşısına alarak:
“Önceleri din konusunu uzun uzadıya düşünmüştüm. Hristiyanlıktan daha hayırlı bir din görmeyip Hristiyan olmuştum. Sonra Muhammed’in dinine girdim ve şimdi tekrar Hristiyanlığa döndüm” sözleri ile kocasının gerçekten İslam’dan çıktığını anladı. Ümmü Habibe rüyasını kocasına anlatıp onu İslam’a davet etmeyi çalıştıysa başarılı olamadı. Kocası da onun üzerinde Hristiyanlığa döndürmek için çok büyük baskı uygulamış ama bu çabaları sonuçsuz kalmıştı. Hz.Ümmü Habibe dininde sebat gösterdi. Kocasından ayrıldı. Ubeydullah ise içki alemlerinde öldü gitti.

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Hz.Ummu Habibe yapayalnız kalmıştı. Habeşistanda gurbet bir ülkede dul bir kadın idi. O Mekke’nin yüksek aristokrat bir ailesine mensuptu. Bu yüzden kolay kolay evlenemezdi. Korunmaya muhtaçtı. Babası ebu süfyan henüz Müslüman olmamış, Müslümanların en büyük düşmanlarındandı. Babasının yanına dönemezdi. Resulullah Ümmü Habibew’nin bu durumunu haber almıştı, iddeti bittikten sonra nikah için kendilerine haber ulaştırdılar. Bunun için Amr İbn-i Umeyye Damari. Habeşistan hükümdarına gönderildi. Zatı saadetlerinin, mümesili gelince, Hükümdar kendi cariyesini Hz.Ummu Habibeye gönderip, meseleyi anlattı:
“Resulullah s.a.v., senin nikahın hakkında bana bir mektup göndermiştir. Şimdi sen bu işe razı isen, bir vekil tayin eyle de nikah işini tamamlayalım” diye bildirdi.
Hz.Ummu Habibe de Halid İbn-i Said’i kendisne vekil tayin etti ve nikahın tamamlanmasını bildirdi. Akşam üzeri Habeşistan Hükümdarı, Müslümanları topladı ve Hz.Cafer İbn-i Ebu Talib’i de çağırıp, şahitlik ettirdi ve kendisi nikahı kıydı. Aynı mecliste Zatı Risaletpenahilerin ödemesi için dört yüz dirhem mehriye kararlaştırıldı ve bu mehriye nakden Halid İbn-i Said’e verildi. Nikah bitip, hakl dağılıp gitmek üzere iken Hükümdar Said’e dönüp:
“Gitmeyin, durun. Enbiyanın sünnetidir ki, nikah zamanında yemek yene ve öyle gidile” Hepsi oturdular yemek yedikten sonra ayrıldılar.
Nikah kıyıldığında Hicri 6.yıl idi ve Hz.Ummu Habibe 36 yaşında idi. Nikahdan birkaç gün sonra diğer müslümanlarla birlikte iki gemiyle yola çıktılar. Medinenin limanı olan yere geldiler. Resulullah Hayber Gazasında Ketibe Kalesinin fethi ile meşgul idi. Tam o sırada onlarda geldiler Peygamberimiz:
“Bilmemki bu iki şeyin hangisi ile sevineyim, Hayber’in fethi ilemi ,yoksa Cafer’in gelişi ile mi?” diye sevincini belirrtmişti. Bu arada Hayber’den alınan ganimetlerden Habeşistan muhacirlerinede hisse verildi.
Peygamberimizin diğer hanımları bu yeni eşi iyi bir şekilde karşılamak istediler. Başlangıçta Hz.aişe onda kendisini kıskandıracak bir şey bulamadı. Zira yaşı fazlaydı. Onu kendi tarafına çekmek istedi. Ebu Süfyanın kızı bunu kabul etmedi. Ebu Süfyan kızının düşmanı ile evlenmesine kızması gerekirken aksine o bir bakıma memnuniyetini ifade etti.
“O reddeedilemeyecek bir erkektir” diyerek bu evlkiliği tasvip ettiğinide gösterdi.
Resulullah, Ümmü Habibe için daha önceden bir oda yaptırmıştıki bu oda diğer hanımlarınınkine göremescide en uzak olanı idi. Resulullah’ın emriyle Bilal, Hz.Ümmü Habibe’yi odasına götürmüş. O da orada bir süpürge bulmu, yanındaki kölesi ile birlikte odayı temizlemiş, bir kıl yaygı sererek odayı döşemişti. Resulullah eve akşam olup geldiğinde güzel bir koku hissetmiş, odayıda döşenmiş olarak görünce:
“Kureyş kadınları etrafı döşeyen, yerleşik kadınlardır. Bedevi ve arabi değilerdir.” buyurarak Hz.Ümmü Habibe’nintemizlik ve döşeme zevkini takdirt etmişlerdir.
Peygamberimizin, onunla evlenmesi, onun sabrının, cihadının ve çektiği sıkıntıların bir mükafatı idi. Ayrıca bu evlilik İslam Hukuku bakımından da önem taşımaktaydı. Çünkü bu nikah “Gaybi nikah” olarak icra edilmişti.

Resulullah’dan sonraki günleri

Peygamberimiz ile dört yıl evli kaldıktan sonra, Resulullah’ın vefatından sonra zahidane bir hayat yaşadı. Peygamberimizin diğer hanımları gibi saygı ile karşılandı. İslam tarihinde ortaya çıkan fitne ateşinden uzak kaldı. Ancak bununla beraber, dayısının oğlu olan III.Halife Hz.Osman’ın evinin muhasarası esnasında onun evine geldiği, orada bulunan asilerden bir adamın onun baş örtüsünü çektiği, Hz.Ümmü Habibe r.a.’nın ona beddua ettiği, bu beddua’nında derhal yerine geldiği kaynaklarda bildirilmektedir.

Ahlakı

İmanı kuvvetli bir hatun idi. Bu hususta ne yakınını nede akjrabasını kâle alırdı. Babası Ebu sufyan kafir iken bir ara Medine’ye gelmiş, Resulullah ile anlaşmak istiyordu. Daha evvelki anlaştmayı biraz geniş tutmak istiyordu. O ara kızınıda görmek istedi. Kızının evine gelerek Resulullah’ın şiltesine oturmak istiyince kızından sert muamele gördü. Hz.Ümmü Habibe r.a. şilteyi kaldırdı ve babasının bu şilte üzerine oturmasını istemedi. Ebu süfyan buna çok içerledi:
“Kızım, senin bu şilten o kadar kiymetli midirki, babnı onun üzerine oturtmak istemiyorsun?” Hz.Ümmü Habibe buyurdu:
“Evet, çok kiymetlidir, zira bu şilte Zatı Risaletpanahilerinin s.a.v.in şiltesidir. Sen müşrik olduğun için pissin, sen oturamazsın.” EbuSufyan:
“Sen benden sonra büsbütün bozulup gitmişsin”

Hadislere çok dikkat ederdi. Başkalarınada bu hususta tavsiyede bulunurdu. bir ara yeğeni Ebu sufyan İbni Said onun evine gelmişti Kendisine abdest almasını tavsiye edip şöyle buyurdular:
“Resulullah s.a.v. buyurmuşlardır: ‘Her kim bir şey pişirecek olursa abdest alması iyidir.’”

Babası vefat ettiği zaman, güzel kokular, sürünüp, iyi elbiseler giyerek, Resulullah buyurdular:
“İman sahibi bir kadın için her hangi bir şekilde üç günden fazla matemli bulunmak caiz değildir. Ancak kocası için, bunun müddeti dört ve on gündür.”

Vefatı

Hicri sene 44 de Muaviyenin hilafetinde vefat etti. O zaman 73 yaşında idi. Vefatından önce Hz.Ayşe’yi çağırarak.
“Benimle senin ve diğperlerinin arasında münasebet vardı. Her ne kadar aramızda hataen bir şey geçmiş ise, senden afv etmeni isterim. Af ve hayır dua ile yad edip, benim için mağfiret talep et.”
Hz.Ayşe’de dua edip:
Sen beni memnun etmişsin, Hak Teala da seni memnun kılsın buyurdular.”
KAYNAK:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
2) Şamil İslam Ansiklopedisi
3 Sahih-i Buhari
9)Hazret-i Ümmü Seleme (r.a):
Müminlerin annesi…

İlk hicaba giren hanım …

Asıl adı Hind’dir. Oğlu Seleme’den dolayı, Ümmü Seleme diye adlandırılmıştır. Babası Ebu Umeyye bint-i Mugayre İbn-i Ömer İbn-i Mahzun, annesi Atik bint-i Amir İbn-i Rabia İbn-i Malik Kinaniye idi.

İslamiyete intisabı
Kocasıda kendiside ilk müslümanlardandı. Nübüvvetin ilk günlerinde halkın keşmekeş olduğu zamanlarda, Hakkın nerede olduğunu anlayıp İslam halkasına girmişti

İlk Evliliği

İlk önce halasının oğlu Hz.Ebu Seleme İbn-i Abdul Esedile evlenmişti.

Hicret

Beyi ile birlikte Habeşistana hicret etmişler. Orada bir müddet kaldıktan sonra Medine’ye geldiler. Medinye geldikten sonra felaketlerle karşılaştı. Kendi dilinden olay şöyle anlatılır:
“Ebu Selem e ile Medineye gelmeğe karar verdik. Bir devemiz vardı. Bu deveye çocuğumuz Seleme ile birlikte binmiştik. Ebu seleme de devenin yularını tutmuş yürüyordu. Benu Mugayre mıntıkasına geldik. Bunlar benim baba tarafımdan aşiretim idiler. Ebu selemeye eziyete etmeğe başladılar ve
“Bizim kızımızı sen neden böyle fena bir durumda bulundurursun?” dediler. Yuları Ebu Selemenin elinden aldılar ve beni kendileri ile alıp götürdüler. O ara, Ebu Seleme’nin aşireti Benu Abdül-Esed halkı da çıka geldi. Onlar da oğlum Seleme’yi aldılar ve Beni Mugayrelilere şöyle dediler:
“Madem ki siz kendi kızınızı kocasından ayırıp almak istersiniz, biz de kendi çocuğumuzu elbette ki sizin yanınızda bırakmayız.” İşte bu şekilde ailemiz dağıldı. Üçümüzden her birimiz bir tarafda, birbirimizden ayrıldık. Beni çekişmeler esnasında hırpaldılar, fenalık geçirdim. Hicret hükmü verilmiş olduğundan, Ebu Seleme Medinenin yolunu tutup yola devam etti. Çünkü Ebu Seleme ne kendi aşiretine ne de beni m aşiretime söz anlatamamıştı. Yapayalnız Medineye vardı. Ben de kendi aşiretime geldim.
Sabahleyin evden çıkar, bir toprak yığınının üzerine oturur akşama kadar ağlardım. Bir sene böyle geçti. Bir gün bu perişan halimi gören biri bana bir şeyler olmasından korkarak aşiretin ileri gelenlerini toplayarak:
“Siz ne biçim insanlarsınız? Bu zavallı kadından ne istersiniz? Niçin bunu çocuğundan ve kocasından ayırırsınız? Niçin bunları birbirine kavuşturmazsınız?”
Adamcağız bunları öyle içtenlikle söylüyorduki, herkes tesir altına kaldı. Bana acvıdılar ve kocamın yanına gitmeme müsaade ettiler. Beyimin aşiretide, bunun üzerine çocuğumu getirip teslim ettiler. Bana bir deve bir havdec temin ettiler. Oğlumla yapayalnız yola koyulduk. Ne yapacağımı şaşırmıştım. İşte o sırada Osman İbn-i Talha çıka geldi. Nereye gitmek istediğimi sorup, neden yalnız başıma lkaldığımı öğrenmek istedi. Ben de kimsem olmadığını ve başımdan geçenleri anlattım. Bana yardım etti. Konakladığımız zaman çeker gider uzakta bir ağacın altında istirahat ederdi. Medine yakınlarında Kaba mevkine geldiğinde Ebvu Selem’yi bulup beni teslim ederek, kendisi Mekke’ye döndü. ”
Hz.Ümm-i Seleme, Osman Ibn-i Talha’nın bu iyiliğini her zaman hatırlar ve bu hususta hep şöyle derdi.
“Ben Osman Ibn-i Talha’dan daha yüksek seciyeli ve iyiliksever bir insan görmedim”

İlk hicaba giren hanım

Hz.Ümmü Seleme hicaba ilk girmiş bulunan (Mesture) hatun idi. Medine’ye örtünerek gelmişti. Yüksek bir aileye mensub idi. Kaba mevkine geldiği zaman, halk kendisine kim olduğunu surduğunda “Ümeyyenin kızıyım” dediğinde kimse inanamıştı. Çünkü o zamanlar asil ailelerin kadınları yalnız başına yola çıkmazlardı. Nerde Ebu ÜĞmeyye’nin kızı çıksın. Hz.Ümmü Selem İslam için, Hak Teâla’nın emri için bu yolculuğa katlanmıştı.

“Ya Rabbi ondan daha iyisini onun yerine koy”

Daha hicret henüz bitmişti. Kocasına yeni kavuşmuştu. Ebu seleme cihad için uhud gazasına katılır. Bir ok ile yaralanır. Bir ay kadar tedavi sonucu iyileşir. ancak aradan zaman geçtikçe eski yara yeniden açılır, bir türlü düzelmek bilmez ve vefat eder.
Hz.Ummu Seleme vefat haberini Rersul-i ekrem’e ulaştırır. Resulullah evlerine teşrif eder, gönüllerini alır, sabır tavsiye ederek şöyle buyururlar:
“Ey Ummu Seleme şöyle dua et: Ya Rabbi ondan daha iyisini onun yerine koy”.
Sonra Resulullah s.a.v., Ebu Selemenin cenazesinin başı ucuna geldiler ve cenazenin hazırlanması ile bizzat meşgul oldular. Cenaze namazını kıldırdılar ve namazda “dokuz tekbir” aldılar. Halk, neden böyle yaptıklarını sorunca, buyurdularki.
“Bu zat bin tekbire müstehaktır”
Ebu Seleme vefat ettiği zaman gözleri açık idi. Zatı Saadetleri kendi mübarek elleriyle onun gözlerini kapattılar ve kendileri için mağfiret duasında bulundular.

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Ebu Seleme’nin vefatında Hz.Ummu Seleme r.a. hamileydi. İddet geçtikten sonra Hz.Ebu Bekir, bu hatunun yalnızlığını ve kimsesizliğini düşünerek evlenem teklifinde bulundu, fakat Hz.Ummu Seleme kabul etmedi.
Zatı Saadetleri olan bitenlere çok üzülmüş ve müteessir olmuştu, bu sefer kendisi Ummu seleme’ye bir teselli olmak üzere kendisine nikah haberi gönderir, Hz.Ummu Seleme elbetteki emr-i Saadeti kabul etmiyorum sdiyecek değildi. Ancak bir kaç gün gecikti ve bazı şartlar ileri sürdü. Resulullah da şartları kabul buyurdular.
Hicri 4.sene Şevval ayında, nişkah akdi tamamlandı. Acısı dinmiş, ömrünün sonuna kadar da bu saadetin tadını aklından çıkarmamıştı..
Ebu Seleme’nin onun için ettiği duası kabul olmuştu:
“Ya Rabbi benden sonra karım Ummu Seleme’ye benden çok daha iyi bir koca nasib eyle”
Zati saadetleri, Hz. Ummu Seleme ile nikahlanınca kendisine ev eşyası olark, bir çift el değirmeni, iki su tulumu, bir yatak ve içi hurma lifleri ile doldurulmuş iki yastık, lütf ettiler. işte yeni evlilerin ev eşyasu bu idi. Zatı Saadetleri, diğer hanımları içinde bunun aynısını vermişti..
Hz.Ummu seleme’nin güzelliğini duyan Hz.Ayşe nikahtan sonra gıpta eder, kendisini görmeğe gelir. Görünce:
“Ummu Seleme, söylendiğinden daha da çok güzeldir” der. Gelir meseleyi Hz.Hafsa’ya anlatır. O da: “Halk böyle demiş ve sen tesir altında kalmışsın, güzelliğine güzel ama bira mübalağa etmişler…” Hz. Hafsa böyle demesine der ama içini bir kuruntu alır. İkisi birlikte gidip görürler ve iyice dikkat ederler. Bu sefer Hz.Ayşe şöyle der: “Hafsa haklıdır”
Hz.Ummu Seleme Resulullah ile evlendikten ve evine geldikten sonra Zatı Saadetleri kendini ilk görmeye geldiklerinde, Hz.Ummu Seleme, kucağında süt çocuğunu emzirmekteydi. Resulullah bu durumu görünce geri çıkarlar. Süt kardeşleri bu durumu haber alınca üzülürler ve çocuğu alıp kendi evlerine götürürler. Bir kaç gün evlerinde baktıktan sonra çocuğu geri getirirler.
Hz.Ummu Seleme, Resulullah ile evlendiği ilk gün bile kendi eli ile yemek pişirmişti. Tesadüf aynı gün kadın sahabilerden Hz.Zeynep Bint-i Huzeyme vefat eylemişti. Koca evine geldiğinin hemen akabinde, onun evine gidip, yokladıktan sonra derhal işe girişir, hemen bir tencere alır, bir parça yağ eritir, daha önce öğütüp hazırlamış olduğu unu ve tatlıyı karıştırıp, gayet nefis ve lezzetli bir yemek hazırlar Ev eşyası daha önce getirilip hazırlar ve bu yemeği yerler.

Resulullah ile müşavere

Hüdeybiye anlaşması sırasında, Zatı saadetleri, halka hitap ederek:
“Burada kurbanlarınız kesin, dönelim” dedikleri zaman, zahirde, anlaşma şartları müslümanların aleyhine görünüyordu. bunun için müslümanların çoğu üzüldüler. Resulullah, üç kere hükmü Nebeviyi tekrarladılarsa da kimse yanaşmadı. Bunun üzerine çadırlarına teşrif buyurdular ve meseleyi Hz.Ummu Seleme’ye açtılar. Dirayetli hatun şöyle arz etti:
“Hiç kimseye hiç bir şey buyurmayın, kurbanınızı kesip ihramdan çıkın ve saçınızı kesin”
Fahr-i Kainat efendimiz de Hz.Ummu seleme!nin söylediğini dikkate aldılar ve öyle hareket ettiler. Ashab da Efendimizin böyle yaptığını görünce, aynısını yaptılar.

Resulullah’ın son günleri

Haccetu-l Veda’da (Zatı Peygamberlerinin son haccı) Hz.Ummu Seleme rahatsız olmakla beraber, yine dini farizayı ihmal etmedi. Zatı Risaletpenahilerinin maiyeti saadetlerine katıldı. Yürüyemiyordu. Tavaf hakkında Zatı Saadetlerine sordu:
Buyurdular:
- Ey Ummu Seleme, sabah namazından sonra, sen devene bin de deve ile tavaf eyle.”

Zati Saadetlerinin son hastalıklarında, hastalık uzun sürüp de, Hz.Ayşe’nin odasına teşrif ettiklerinde, Hz.Ummu Seleme sık sık ziyarete gelirlerdi. Bir ara Resulullah’ın durumu ağırlaşır ve Hz.Ummu Seleme kendini tutamaz ve aniden feryada başlar. Fahri Kainat mani olurlar ve buyururlar:
“Böyle yapman müslümanca bir iş değildir. Böyle yapmayacaksın”.

Bir rüya

Hz.Hüseyin r.a, Yezid’in ordusu tarafından çevrildiğ i zaman, Hz.Ummu Seleme (r.a) bir rüya görür: Resulullah s.a.v. gayet üzgün bir halde teşrif ettiler. mübarek saçları ve sakalları toza toprağa bulaşmıştı. sordum, “Ya Resulullah, nedir bu haliniz?” Buyurdular:
“Hüseyin’in katl edildiği yerden geliyorum”.
O zaman gözlerimi açtım, göçzlerimden yaşlar akıyordu.
Demek:
“Iraklılar, Hz.Hüseyin’i öldürdüler. Hak Teala da onları katl eylesin. Hüseyini bu hale koyan kavme Allah lanet eyleye” dedim.

Çocukları

Yalnız ilk kocasından çocukları vardı. Seleme (r.a) ve ömer isimli iki oğlu ve Zeynep isminde bir kızı.
Seleme (r.a): Habeşistan’da doğdu. Zatı Saaadetleri onu Hz.Hamza r.a. kızı Emame ile evlendirdi.
Ömer: Hz.Ummu Seleme (r.a) ile birlikte Zatı Saadetlerinin evine gelmişti. Efendimizin, ihtimamı ile büyütüldü. Hz.Ali Keremullahü Vechehü zamanında, Fars ve Bahreyn valisi idi.
Zeyneb: İsimleri ilk önce Birre idi. Zati saadetlerinin evine geldikten sonra “Zeynep” koydular.

Ahlakı ve Adetleri

* Hz.Ummu Seleme (r.a), hayatını zuhd ü ibadetle geçirmiş bir hatundur. Dünya’nın aldatıcı şeylerine teveccüh etmezdi. Bir ara bir gerdanlık takmıştı. Zatı Saadetlerinin hoşlanmadığını görünce hemen çıkardı ve bir daha takmadı.
* Her ayın ilk pazartesi, perşem be ve cuma günleri oruçlu olurdu.
* İlk kocasından olan yanında getirdiği çocuklarına karşı son derce müşfikdi. Defalarca Zatı Saadetlerine sormuştu:”Bunlara gösterdiğim şefkat karşılığı ben ne kadar sevap elde edeceğim?” Buyurdular:”Evet sevap elde edeceksin, hem de çok”.
* Namaz vakitlerinin faziletlerine de çok dikkat ederlerdi, buyurdular: “Zatı saadetleri öğle namazını erken kılarlardı. Siz ise, ikindiye bırakıyorsunuz”.
* Çok eli açıktı. Başkalrınıda cömertliğe davet ederdi.

Faziletleri ve Menkibeleri

* Kendisinden rivayet edilmiş bir çok hadis kitaplarda mevcuttur. Hadis dinletmek ve öğretymek hususunda çok meraklıydı. Saçları kirlenmişti, tam yıkayacağı sırda, Zati Saadetleri mimbere çıkmış ve hutbe irad buyuruyorlardı. Fahri Kainat, “Eyyühannas = Ey halk” diye sesini yükseltince, Hz.Ummu Seleme (r.a), elindekileri bir tarafa koyup hemen caminin yolunu tuttu ve şöyle dedi: “Öyle ise biz halka dahil değil miyiz?” Camiye girip hutbeyi ayakta dinledi.
* Hz.Ebu Hureyre, Ramazan ayında cenabet halinde bulunmanın orucu bozduğunu düşünüyordu. bir kimse gelip Hz.ayşe ve Hz.Ummu Seleme (r.a)’den mesele hakkında fikir sordu. O zat, onların Ebu Hureyre’nin fikrini tasdik edeceklerini düşünüyordu. Fakat onlar tam zıttı olarak dediler ki: “Zatı Saadetlerinin, bu şekilde dahi oruç tuttuklarını biliyoruz çünkü biz onun evindeydik.” Mesele Ebu Hureyreye intikal ettirilince, hatasını kabul eder. “Demek, Ayşe ile Ummu Seleme (r.a)’nin bilgisi benden fazladır” der.

Vefatı

Hz.Ummu Seleme (r.a), Resululllah s.a.v’ın en son vefat eden hanımıdır. Vefat ettiği zman 84 yaşındaydı. Hicretin 63. yılı idi. Cenaze namazını Ebu Hureyre r.a. kıldırmıştı. Zamanın idareciside namazına iştirak ederdi. Hz.Ummu Seleme (r.a) valinin namazını kıldırmaması için vasiyet etmişti. Medine valisi o zaman Velid İbn-i Utbe idi.
KAYNAK:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
2) Şamil İslam Ansiklopedisi
3 Sahih-i Buhari

10)Hazret-i Zeyneb bint-i Cahş r.a.:
Müminlerin annesi…

İsmi Zeyneb, künyesi Umm-i Hakem. Beni Esed kalesine mensup idi. Anne tarafından Resulullah’ın akrabasıdır. Annesi, Peygamberimizin halası, Ümeyme binti Abtülmuttalib’tir. Babası Mekke’ye dışarıdan gelip yerleşmiştir. Mekke’de 588 yılında doğmuştur. Hicretin beşinci yılında Zatı Saadetleriyle evlenmiştir.

Zeynep binti Cahşr.a., Hz.Peygamberin hanımları arasında hakkında İslam düşmanları ve bilhassa Hristiyanlar tarafından en fazla gürültü koparılanıdır. Onun gerek ilk evliliği gerekse, ikinci evliliği farklı çevrelerce değişik şekilde yorumlanmış ve daima gündemde kalmıştır. Hz.Zeyneb’in Resulullah ile olan evliliğini anlayabilmek için tarihi ve sosyolojik bazı gerçekleri çok iyi bilmek gerekir. Aksi takdirde yanlış bir değerlendirme yapılmış olur. Çünkü o zamana kadar bir din haline gelmiş bulunan adetler kaldırılmaktadır.

İlk evliliği

Köklü ve değişmez bir gelenek olarak üst tabakaya mensup, asil ve zengin kızların fakir ve kölelerle evlenmesi yasaktı. Ancak Hz.Zeyneb’in ilk kocası Hz.Zeyd İbn-i Harise r.a. Resulullah’ın azadlı kölesiydi. Bu zatı, Zatı saadetleri evlatlığa kabul edip, azat etmişler ancak o Resulullah’ın yanından ayrılmamışlardı. Resulullah’ın emirleri gereğince, Hz.Zeyneb r.a. ile evlendiler. Fakat bu çok acayip bir durumdu. Hiç alt tabakadan biri hemde azatlı bir köle asil bir aile kızı ile evlenemezdi. Fakat, İslamiyet, insanlar arasında eşitlik ve birlik hükmü ortaya koyunca, böyle bir cahiliye geleneğinin ortadan kalkması gibi tabi bir şey ne olabilirdiki? Resulullah (s.a.v) bu uygulama ile, İslam da insan eşitliğini ortaya koyuyordu.

Bilindiği gibi Allah elçisinin en önemli tebliğ metotlarından biri de Allah tarafından gelen emir ve yasaklar önce kendisinde uygulaması, şayet bunları kendi şahsında uygulama imkanı yoksa veya böyle bir imkanı bulamamışsa, o emir ve yasakları en yakın akrabalarına uygulaması idi.

Bu uygulama doğrultusunda; Resulullah (s.a.v.) halası “Ümeyye binti Abdulmuttalib”in kızı Zeyneb binti Cahş’i, Zeyd b. Hârise’ye birbirleriyle evlenmek üzere aday olarak belirler, Zeynep Zeyd kölelikten azad edilmiş olduğundan dolayı kendine denk saymaz ve ona varmak istemez..

…ve Cenab-ı Hak buyurur:

“Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.” (1)

Bunun üzerine Zeyneb, Allah ve Resulünün emrine itaat etmek için Zeyd ile evliliği kabul eder. Hz.Zeyneb r.a., şahsı için değil, İslamını hükmünü herkes anlasın, diye rıza gösterir ve evlenir.

Evliliğin üzerinden bir sene kadar geçmiş olay bir örnek olmuş kök salmıştı.

Ancak, Hz.Zeyneb r.a sırf Resulullahın emrine itaatla Zeyde varmış, fakat gereği gibi ısınamamıştı. Ara sıra Peygamber’e akrabalığından dolayı şerefli olması ve asaletiyle övünerek Zeyd’e karşı büyüklenmek istiyordu. Gerçekten kumandanlığa layık olarak yaradılmış olan Zeyd buna bir süre sabretti ise de Resulullaha varıp Zeyneb’den ayrılmak istediğini arz eyledi. Resulllah (s.a.v.)da bunu nefsinde uygun gördüğü halde, birdenbire müsade etmeyip buyurdular ki:
- Hanımını kendine sıkı tut Ve Allah’tan kork. Kadını boşamanın, önemsiz bir mesele olmadığını, Allah katında sorumluluk getiren bir iş olduğunu düşün, Allah katında helallerin en çirkini boşamadır.
Zatı Saadetleriyle Evliliği

İslam’dan önceki Cahiliyye döneminde yaşayan güçlü örf ve geleneklerden biri de evlatlığın öz evlat gibi muamele görmesiydi. Hatta bu sebeple başlangıçta Zeyd b. Harise’y “Zeyd bin Muhammed” deniyordu. Yani “Muhammed’in oğlu, Zeyd”. bu anlayışa göre hareket edildiği takdirde elbetteki öz evlat ile baba arasındaki hükümler neyi gerektiriyorsa evlatlık ile baba arasındaki hukuk bunu gerektiriyordu. Evlatlığın hanımın evlatlığı, öz oğlun hanımlığı gibi kabul ediliyordu.

… ve sıra bu kötü adetin ortadan kaldırılmasına gelmişti.

Cenab-ı Hak buyuruyor:

“Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah Katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek yaptıklarınızda vardır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir….” (2)

Bu ayeti kerimenin nuzülünden sonra Zeyd’de, Zeyd b. Harise diye çağrılmaya başlandı. Evlatlık müessesinin böylece, Kur’an-ın emri ile kaldırılması ile bunun bir kalıntısı olan “evlatlık hanımlarının, evlat edinenler tarafından alınamayacağı” anlayışınında ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bu durum için en uygun durumda olan bu sefer Resulullah idi. Ortaya çıkacak fitne ve dedikodudan çekiniyordu. Ama İslam’ın gerektirdiği bu prensip, kesinlikle kendisi üzerine uygulanacaktı.

Cenab-ı Hak buyuruyor:

“Hani sen, Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın” diyordun; insanlardan çekinerek Allah’ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi’nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü’minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.” (3)

Hz.Zeyneb r.a. Resulullah’ın emriyle Zeyd ile evlenmeğe razı olmuş ve sonra da boşanmıştı, çok üzüldü. Zatı saadetleri, onun gönlünü almak maksadıyla kendisi onunla nikahlamaya karar verir. Kendisi için isteme görevide iddeti bitince Zeyd b. Harise verilir. Zeyde bu görev başlangıçta çok ağır geldiysede, görevi yerine getirmiştir. Zeyneb bu konuda Allah’ın emrini beklediğini söyler bunun üzerine yukarıdaki ayeti kerime nazil olur. Nikah işi hemen tamamlanır. Resulullah beklemeksizin Hz.Zeyneb’in yanına gelirler. Bu arad düğüne icap edenler yemeklerini yemiş, oturmakta çene çalmaktaydılar. Müslümanlar devamlı gidip geliyorlar, vakit geçtikçe geçiyordu. Resulullah bu durumdan müzdarip olmasına rağmen bir şey diyemiyordu. Tam o sırada vahy nazil oldu:

“Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz. Onlardan (peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de daha temizdir. Allah’ın Resûlü’ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız size ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü böyle yapmanız, Allah Katında çok büyük (bir günah)tır.” (4)

Bundan sonra Resulullah evlerinin kapısına perde astılar. Hz.Zeyneb’in düğününde Resulullah bir keçi kestirmiş ve gelen misafirlere ikram ettirmişti.

Bir gün Hz.Zeynep r.a. Peygamberimize arz eder.
-Ya Resulullah, ben sizin diğer karılarınızın hiç birine benzemem. Bu hatunlarınızın hiç birisi benim gibi değildir. Bunların hepsinin de nikahlarını, babaları, kardeşleri, yahut da aileleri veya velileri kıydırmışlardır. Yalnız benim nikahım Melekutte kıyılmış ve zevceliği Hak Teala tarafından size bildirilmiştir”

Münafıkların “Oğlunun hanımını nikahladı” dedikodularına Cenab-ı Hak şu ayet-i kerime ile cevap verdi:

“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir.” (5)

Ahlak ve Adetleri

Çok cömert ve eli açıktı. Fukaranın dayanağı idi. Elinden iş gelirdi. Kendi eliyle deri işler, hazırlar ve bundan da para kazanırdı, kazandığınıda fakirlere dağıtırdı.

Hz.Ömer r.a. zamanında kendisine onbin dirhem geçim masrafı tayin edilmişti. Fakat bu parayı sadece bir kez aldı ve şöyle dedi:
“Ya Rabbi, gelecekte böyle paralar benim yanımda bulunmasın zira para demek fitne demektir” Aldığı parayı hemen fakirlere dağıttı. Hz.Ömer bunun üzerine “Bu hatun büyük hayır sahibidir” deyip bu sefer dağıtmaması elinde tutması haberiyle bin dirhem daha gönderir. Hz.Zeyneb ise o parayıda fakirlere dağıtır.

Hz.Ayşe r.a. buyuruyor:
“İster dini muameleler olsun, ister takva ve sadakat olsun, ister sıgayı rahim olsun, ister cömertlik ve fedakarlık olsun, Zeyneb’den daha iyi hiç bir hatun yoktur”

Resulullah şöyle buyurmuştu:
“Bana en çabuk ve erken olarak kavuşacak olanınız, eli en uzun olanınızdır” Eli en uzun olmamasına rağmen Zatı saadetlerine ilk önce o kavuştu, uzunluktan maksadın onun eliyle kazandığını, sadaka ve hayrata sarf etmesi olduğu ortaya çıktı.

Vefatı

641 yılında vefat etti. Ölmeden önce, kefenini hazırlamıştı. Hz.Ömer ona ikinci bir kefen gönderdi. Hazırladığı kefen sadaka olarak verildi. Vasiyeti üzerine mezara kadar Resulullah’ın tabutunda götürüldü. Cenaze namazını Hz.Ömer r.a. kıldırdı. Java o kadar sıcaktıki mezarı üzerine çadır kuruldu.

Bu yazı toplamda 12463, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Okuyucu Yorumları

  1. ipek |

    Allah eğer kötü bişey söliosam affetsin bn Hz. muhammedi 1 kere evlendi o da Hz. hatice ile evlendi zannediom şimdi 11 kere evlendiini duunca şok oldum ama babam durumu açıkladı ”Hz. muhammed onları himayesine almak için evlendi aralarında b’şey geçmedi” dedi.
    bu doğru mu?
    lütfen cewap yazın çok merak ediyorum!!!!

  2. nurcan ve hasret |

    EVET BİZDE GÖRÜNCE ŞOK OLDUK AMA ÖĞRENİNCE ANLADIK. ÇÜNKÜ BİRÇOK KİŞİYLE EVLENMESİNİ BİLİYORDUK.
    FAKAT 11 KİŞİYLE EVLENDİĞİNİ BİLMİYORDUKKKKKKKKKKKKKKKKK.
    EVLENMESİ NORMAL ÇÜNKÜ OZAMANLARDA SAVAŞ OLDUĞUNDAN DOLAYI KADINLAR EŞSİZ KALMIŞ VE HZ. MUHAMMED (S.A.V ) KORUMAK AMACIYLA EVLENMİŞTİR.
    BÖYLECE ŞOK OLMAKTAN KURTULURSUN ÇÜNKÜ BU ÇOK NORMAL BİRŞEY HZ MUHAMMED(s.a.v) ONLARLA BİR İLİŞKİ KURMAMIŞTIR……………………………..

  3. melisa parlak |

    gerçekten çoooookkk güzel olmuş ellerinize sağlık yaaniiiiii

  4. melisa parlak |

    gerçekten çoooookkk güzel olmuş ellerinize sağlık

  5. Osman Türkoğuz |

    aslında 24 eşi vardır.o zamanların gazalarında ve gazvelerinde ölenler çok azdı.örnek vermek gerekirse;Bedir’de 9 kişi;Uhut’ta 70 kişi,Hendek’te de bir kişi ölmüştü.Çok evlilik için mazeret değildir.

CommentYorum